Ah Veliler, Vah Veliler…
Görevimiz hasebiyle birçok öğretmen-veli diyaloguna şahit oldum. Bu görüşmelerde değişik içeriklere rağmen toplamda iki sonuç karşımıza çıkar. Başarılı çocukların velileri gayet mutludurlar, başarısızların velileri ise bu durumdan muzdariptir. Ancak şu bilinmelidir ki, çocuklar bir bakıma ailelerinin göstergesidir. Yani çocuklar ailelerinin yapısını ele verirler, aslında velilerin mutlu veya mutsuz oluşları da burada yatıyor. Anne-babalar ‘biz zaten durumumuzu biliyoruz bari başkaları bilmesin’ istiyorlar. ”Çok zeki ama çalışmıyor hocam…!”benzeri sözler ailelerin kendi durumlarını kurtarmaya yönelik ‘operasyon’ gibi geliyor bana.Tabii bu başarısız öğrenci velilerinin tepkileri...Gerçi başarısız öğrenci meselesi de ayrı bir konu, ”başarısız öğrenci yoktur, başarısı keşfedilmemiş öğrenci vardır.”sözünü beğenirim.
Başarılı öğrencilerin velilerine gelince onlar durumdan gayet memnundur. Çünkü çocuklarının başarısı üzerinden kendi egolarını tatmin etmek modern insanın övünç kaynaklarından biridir. Tabii bazen başarının kimden geldiği veliler arasında tatlı bir münazara konusu olabilir.
Anne-baba okula gelir, çocukları gayet başarılıdır. Öğretmen tarafından karşılanır ve tanışma neticesinde öğretmen olumlu görüşlerini beyan eder:
- Efendim, çok başarılı bir evladınız var, sizleri tebrik ederim. Terbiyeli, ahlaklı, zeki ve başarılı… Çocuğunuzla övünebilirsiniz.
Anne kasılarak babaya döner:
- Bak bey, bu çocuk zekâsını benden almış.
Baba sakince cevap verir:
- Çok doğru hanım, çünkü benimki yerinde.
Öğrencilerinin başarısızlıklarıyla ilgili bir şeyler duyan velilerin neredeyse çoğunda tepki olarak şu cümleleri duyuyoruz. “Bu çocuğu alacaksın ele, güzel bir pataklayacaksın…” Maalesef böyle düşünen velilerimiz azımsanmayacak kadar çok. Oysa eğitimde, dayak telaffuz edilmemesi gereken unsurlardan biri. Dayak olsa olsa eğitim adına, terbiye adına bir şey yapamamanın ve acziyetin ifadesidir. ”Olur mu canım, dayak cennetten çıkmadır.” diyenleri duyar gibiyim. Bu söze katılırım, çünkü cennette kötülükler adına bir şey bulamazsınız, iyiliklerle doludur. O yüzden dayak da cennetten çıkarılmıştır.
Bazılarımız da çocuklarımızı adım adım takip ederek, kaz gibi güderek bir yere varacağımızı zannediyoruz. Bunun, özellikle bu çağda, imkânsız olduğunu bilmek hiçte zor değil. Çünkü yeni nesil sizin gözünüze baka baka, elini cebinden çıkarmadan dakikada bilmem şu kadar mesaj gönderebiliyor. Veya sizin yanınızda ipot’undan msn’ye, facebook’a, twitter’a girerek sizin ruhunuz bile duymadan neler neler yapabiliyor. Bunları çoğaltmak mümkün. Çocuklarımızı bir ömür boyu güdecek değiliz. Zaten terbiye başkalarının olmadığı yerde erdemli davranmaktır.
O halde yapılacak iş nedir, diye sorulursa öncelikle anne-babaların düzgün, terbiyeli, ahlaklı insanlar olması gerektiğini söyleyebiliriz. “Üzüm üzüme baka baka kararır.”, “Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan.”, “Körle yatan şaşı kalkar.” Ve daha nice atasözümüz böylesi durumlar için söylenmiş olsa gerek. Dolayısıyla önce örnek insanlar olmalıyız ki, çocuklarımız nasıl davranacaklarını uygulamalı olarak görebilsinler. Çünkü en etkili öğrenme yöntemlerinden biri de, yaparak ve yaşayarak öğrenmedir. Ayrıca, yavrularımızı helal lokmalarla büyütmenin en önemli terbiye metodu olduğunu söylemeye gerek var mı, bilemiyorum. Onlara güzel sözler söyleyerek, hayır dualar ederek büyütmek bizim en önemli görevimiz.
Böylesine önemli bir konuyu, benim gibi acemi bir yazardan tam manasıyla anlatmasını umarım beklemezsiniz. Özetle, çocuklarımızı helal lokmalarla büyütmeli, hayır dua etmeli ve onlara güzel örnekler olmalıyız. Çünkü çocuklar bir aynadır. Aileyi yansıtırlar.
Anne yengeç, yavrusuna:
- Evladım düzgün yürüsene, niçin yan yan yürüyorsun?
Demiş, yavru yengeç:
- Anne sen önden bir yürü, ben nasıl yürüyeceğimi göreyim.
Diye cevap vermiş.
Hoş ve esen kalın.
Bu yazı toplam 3336 defa okunmuştur.