• BIST 110.157
  • Altın 155,685
  • Dolar 3,8490
  • Euro 4,5370
  • Ordu 21 °C

BİR ERMENİ’NİN KENDİ AĞZINDAN MÜSLÜMANLIĞI KABULÜNÜN SEBEBİ

Muzaffer GÜNAY

Büyük düşünür ve şair Sezai Karakoç’un şu sözüyle giriş yapalım:

“İslam’ı öylesine mükemmel yaşa ki seni öldürmeye gelen sende dirilsin.” Yine O’ndan bir başka hikmetli tavsiye şöyledir:

“ Müslüman olarak o kadar bilinçli ve dikkatli ol ki, sanki Şeytan senin imanını çalmak için kalbine pençesini attı, atacak.”

Bu muhteşem sözlerle giriş yapmamızın sebebine gelirsek:

Her şeyden önce Müslüman iki yüzlü olmamalıdır. Özü sözüne daima uygun bir hayat yaşamalıdır. Öylesine ki İslam’ı bilmeyenler ona ilgi duysunlar, adeta Müslümanlığa özensinler. Peki, Müslümanlar ne durumda? Ne yazık ki, buna olumlu cevap vermek mümkün değil. Necip Fazıl merhumun dediği gibi kafa kağıdı Müslümanlığı en uygun tanımlama olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aldatma, yalan, hile gibi insanı ontolojik dünyasından uzaklaştıran bir çok melanet genel bir hastalık halinde sürüp gitmektedir. Müslüman olmayan biri bu tabloya bakarak İslam’a karşı nasıl bir duygu ve düşünce içinde olur? Besbelli ki; net biçimde uzak durur, inceleme araştırma niyeti olan biri bile derhal vaz geçer.

Merhum Mısırlı düşünür Seyyit Kutup bir müddet yaşadığı Avrupa’dan ülkesine döndüğünde şu sözleri söylemekten kendini alamaz:

“ AVRUPA’YA GİTTİM, GÖRDÜM Kİ İSLAM VAR, FAKAT MÜSLÜMAN YOK. ÜLKEME DÖNDÜM, MÜSLÜMAN ÇOK AMA İSLAM YOK.”

İngiliz Müslüman Yusuf İslam ise bu meyanda şöyle der:

“ Eğer ben İslam’ı Kur’an’dan değil de Müslümanların yaşantısı üzerinden öğrenmiş olsaydım, asla Müslüman olmazdım.”

Maalesef günümüzde Müslümanlık dünyası gerçek dinini yaşamıyor, daha doğrusu yaşadığını sanıyor. Bedelini de çok ağır ödüyor, ödemeye devam ediyor.

Oysa, önceki zamanlarda örnek Müslüman epey çoktu. Özü sözüne uygundu. Yalandan ve kandırmadan uzaktı. Nitekim samimi bir Müslüman olan Musa Efendi’nin yaşadığı hatıra buna bariz bir misal olarak kafidir. Musa Efendi anlatıyor:

“ Müslüman olmuş Ermeni bir komşumuz vardı. Bir gün hidayete erme sebebini sordum. Anlattı ki:

Acıbadem’deki tarla komşum Rebi Molla’nın ticaretteki güzel ahlakı vesilesiyle Müslüman oldum. Molla Rebi, süt satarak geçimini temin ederdi. Bir akşam bize geldi ve elindeki süt kabını gösterip; Buyurun bu sizin, dedi. Ben dedim ki: Nasıl olur; ben süt istemedim ki.. Şöyle devam etti: Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığını gördüm. Onun için bu süt

sizindir. Ayrıca, o hayvanın yediği otlar vücudundan temizleninceye kadar da sütünü size getireceğim. Dedim ki: Lafı mı olur komşu? Yediği neticede ot değil mi?.

Yok yok, öyle olmaz. Onun sütü sizin hakkınız.

O ot hayvanın vücudundan temizleninceye kadar sütünü bize getirdi.”

Bu hatıra bir istisna değildi o zamanlar. İslam, İslam olarak yaşanırdı.

Şimdiki tabloya bakıp da hüzünlenmemek nasıl mümkün olabilir ki..

Bu yazı toplam 146 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Haber Ordu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0452 777 5 666 | Haber Scripti: CM Bilişim