

Erdoğan Sadece Türkiye'ye Lazım Değil
Yenişafak Gazetesi Yazarlarından Abdülkadir Selvi bu günkü köşesinde mit ile ilgili yaşanan süreci anlattı.Bilmem tehlikenin farkındamısınız başlıklı yazı....
Hasip Kaplan'ın sesi komisyon salonundan dışarıya taşıyordu.
"Böyle rezalet olur mu?" diye bağıran Hasip Kaplan'a AK Partili üyeler, "Nerede kamerayı görsen bağırıyorsun" diye çıkışıyordu.
Ama komisyon salonunda nefes alınabilecek gibi değildi.
O anda bir çözüm geliştirildi, üyeler topluca ayağa kalktı, daha geniş salonu olan KİT komisyonunun yolu tutuldu.
Hasip Kaplan hala bağırıyordu.
CHP'li Binnaz toprak, yanında yürüyen Ertuğrul Kürkçü'ye döndü, "Ertuğrul ne oluyor" diye sordu.
"Salon yetmedi, başka bir salona gidiyoruz" yanıtını alınca, "Onu biliyorum da, bu düzenleme ne oluyor" diye sorusunu tekrarladı.
Ertuğrul Kürkçü üzerine ne tartışmalar yapardık. Mahir Çayan'ların öldürüldüğü Kızıldere baskınından sağ kurtulması üzerine, kimimiz MİT'çi olduğunu iddia eder, kimimiz, devrimciliğine toz kondurmazdık.
Cezaevinden tahliye edildiği günü hatırlıyorum. Bir zamanların teröristi şimdi Meclis'in en aktif milletvekillerinden biri.
Deniz Gezmiş de asılmasa belki milletvekili ya da bir bakan olarak görecektik kendisini. Kendi evlatlarımıza karşı neden bu denli acımasızız?
Biz soğuk savaş uğruna nice gencimize kıyarken, bugün ABD ile Rusya dost...
Allah'tan koridorun sonuna kadar yürüdük. Başka bir binaya geçsek, soğuk savaşın acıları üzerine bir roman denemesine girerdim herhalde.
Hukuk üstadı Ahmet İyimaya yoğun çalışma temposu nedeniyle kalbinden bir sıkıntı yaşayınca Adalet Komisyonu, başkanvekili Hakkı Köylü'nün başkanlığında toplandı.
Konu MİT olunca ilgi o kadar büyüktü ki, KİT Komisyonu'nun salonuna da zor sığdık.
Hakkı Köylü, "Toplantıyı spor salonunda yapacağız" demek zorunda kaldı.
Komisyon üyeleri ayakta kalınca, sandalye temin edilme cihetine gidildi. Bu sırada Sırrı Süreyya Önder ,"Sorun çözülecekse ben çıkayım" deyince komisyon başkanı, "Sen olmazsan komisyonun tadı olmaz" diye karşılık verdi.
MİT mensuplarının soruşturulmasını Başbakan iznine bağlayan düzenlemeye ilişkin görüşmeler bu havada başladı.
Komisyon salonundan çıkıp kulislere indim.
Her köşede bu konu tartışılıyordu.
Alelacele bir yasal düzenlemeye gerek yoktu diyen de vardı, bu savaş devam edecek mi sorusuna cevap arayan da.
Hakan Fidan'la ilgili gelişme filmin geriye sarılmasına, Dink kararının, Uludere olayının yeniden değerlendirilmesine neden olmuş.
Hrant Dink yargılamasında mahkemenin 5 yıl sonra, "Örgüt yok" sonucuna varması liberaller başta olmak üzere geniş bir kesimde hayal kırıklığına yol açmıştı.
Dink kararıyla AK Parti'yle liberaller arasındaki bağların koparılması amaçlandı.
Uludere felaketi ile dindar Kürtlerle AK Parti'nin arasının açılması hedeflendi.
Hakan Fidan olayıyla birlikte ise, AK Parti ile cemaat arasına fitne sokulması amaçlandı.
Partinin etkili isimlerinden biri, "Çok büyük bir fitne ile karşı karşıyayız" diye özetledi Cemaat-AK Parti olayını.
Şimdiye kadar askeri vesayete, Ergenekon türü derin devlet yapılanmalarına, İsrail'e, yargı sultasına karşı mücadele verildi. Dışa karşı verilen her mücadele tabanı genişletti, yeni paydaşlar kattı ve böylece yüzde 50'lere ulaşıldı.
İslam devletleri birçok fetihler yaşadı, mağlubiyetleri hatta hezimetleri de oldu. Ama hiçbir şey dahili fitneler kadar yaralayıcı olmadı. Zalimin zulmü unutuldu ama asırlar geçse de bir Kerbela faciası unutulmadı. Unutulamadı.
O nedenle gün, nefislerimizi ayağımızın altına alacağımız bir gün.
Çünkü bu tuzağın altında Recep Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasını önleme planı yatıyor. Bunun başka bir yüzünde ise 2023 hedefini önleme gayreti var.
Olay Hakan Fidan işi olmaktan çıktı. Türkiye'nin gelecek vizyonuna yönelik bir hamle ile karşı karşıyayız.
O nedenle bu olay, AK Parti cephesinde, "Hakan Fidan'a ateş etmek, Başbakan'a ateş etmek" olarak algılanıyor.
Dünya saltanatına, cam parçaları kıymetindeki siyasete değil, gökteki elmas kıymetindeki iman hakikatlerine hizmeti hayatının gayesi edinen cemaatlerin, AK Parti ile bir iktidar mücadelesine girmesi mümkün mü? Onlar dünya'ya değil, ukbaya talip...
Bu ülke nice KCK operasyonları da yapar, nice MİT mensuplarını da yargılar.
Ama AK Parti ile sağlanan siyasi istikrar bir bozulursa, kolay kolay temin edilmez, Başbakan Erdoğan gibi güçlü bir lider kolay kolay yetişmez.
Bir-iki savcının ya da polisin devleti yönetme hevesleri uğruna Recep Tayyip Erdoğan gibi bir değeri yıpratırsak, sadece biz değil, Gazze'deki Filistinli çocuktan, Libya'daki kardeşimize kadar tüm İslam coğrafyası bundan zarar görür.
Türkiye sadece Türkiye değil.
Recep Tayyip Erdoğan ise sadece Türkiye'ye lazım değil.
Onun için diyorum ki, bilmem "tehlike'nin farkında mısınız?
Yenişafak















