• BIST 99.862
  • Altın 220,117
  • Dolar 5,3194
  • Euro 6,0452
  • Ordu 9 °C

GELİN CANLAR BİR OLALIM İŞİ KOLAY KILALIM(1)

Muzaffer GÜNAY


    Alevi kardeşlerimizin daha bir gönül insanı olduğu cümlemizin bildiği ve hem de takdir ettiği bir husustur. İşin doğrusu şudur ki, Anadolu Aleviliği’nin tarihi bizde oldukça derinlere inmektedir. Kuşku yok ki, bazı istenmeyen olaylar olmuştur; fakat artık o günler gerilerde kalalı çok oluyor. Bir takım farklı yan ve yönlerin olmasından daha tabii ne olabilir… Bugün bunun tamamıyla özümsendiğini görüyor ve bundan da memnuniyet duyuyoruz.
    Öte yandan tarihte meydana gelen ve hepimizi bir şekilde, az-çok madara eden bir takım nahoş çatışmaları, bilerek / bilmeyerek yapılan haksızlıkları temcit pilavı gibi iki de bir gündeme taşımanın kime, ne yararı olabilir ki…
    Aynı mezhepten olanlar arasında dahi bir takım görüş farklılıklarının olduğu bir dünyada yaşıyoruz nihayetinde. Nerede kaldı ki, dünden bu güne ekoller arasında bazı düşünce, yaşam felsefesi ve dini bakış farklılıklarının bulunması, normal kabul edilmemiş olsun.
    Yunus Emre, birlikte yaşama ruhunun formülünü ne kadar derin ve anlamlıca veriyor hepimize ki, şöyledir:
    Gelin canlar bir olalım, işi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.
    Hünkar Hacı Bektaş’a kulak kabartalım:
    “Beş şey mutluluğun delilidir.
    1-Doğru sözlülük 2-Güzel ameller 3-Olgunlaşma için gösterilen çaba 4-Helalinden rızık arama 5-Hal ehli dervişlerle sohbet
    İncinsende, incitme.
    Eline, beline, diline sahip ol.
    Sevgi muhabbeti yanar ocağımızda/ Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda
    Kinler, hırslar yok olur aşkla meydanımızda/ Arslanlar, ceylanlar dosttur kucağımızda.”
    Sevgili Mustafa Bektaş kardeşim bağlısı olduğu Alevi Bektaşi Ocağı’nın müntesiplerinden biridir. Tıpkı erenler gibidir. İnicinse de incitmekten kaçınır. Tepeden bakana, yine de tebessüm eder. Kırılıp küsmez. Aleviliğin, şu üç günlük dünyada kırılıp küsmeye değmeyecek derecede geçici olduğunun bilinci ile nefes alır verir. Kendi imkanlarını seferber ederek evinin bir katını gönül ocağı olarak işlevselleştiren Bektaş dostumuzu can-ü gönülden tebrik ediyoruz. 
    Bu meyanda, geçtiğimiz Cuma akşamı, (10.10.2014) bir çeşit “Erenler Ocağı” denebilecek mütevazı evinde yine ve yeni bir gönül bayramı teneffüs ettik.
    Şeref konuklarımız olarak sayın Valimiz İrfan Balkanlıoğlu ve Milletvekilimiz sayın Mustafa Hamarat aramızdaydı. Burada küçük bir not düşmeyi faydalı buluyorum ki şöyle:
    Kimileriyle yaptığım birebir görüşmelerden anlamaktayım ki, bazıları, üst düzey görevde olanlar ile bir arada olmaktan sıkılıyor, gelmek istemiyorlar böylesi programlara, gecelere, günlere. Oysa iş, düşündükleri gibi hiç değil. Sivil ortamlardaki hava da sivil oluyor aslında. Adab ve vakar elden bırakılmadıktan sonra, Devlet büyüklerinin teşrif ettiği programlar, etkinlikler daha bir düzenli, tertipli ve huzurlu oluyor. Demem o ki, yanılgı içinde olanlar, bundan emin olsunlar. Hele ki, sayın Valimiz… Tam manası ile bir gönül insanı. Devlet Adamı kimliği ile beraber, aynı zamanda insanımıza karşı daima ilgili ve daima sevecen. Şimdi burada, her vali böyle midir; şöyle midir; gibisinden lüzumu olmayan cümleler kullanmaya gerek duymuyorum. Sayın Valimiz, en sıradan insana bile gayet  içtenlikle muamele ediyor, bunu bir çeşit görev kabul ediyor desem isabetsiz olmaz.
    Milletvekilimiz Sayın Mustafa Hamarat mı? O zaten gönül insanı. Kibirden, üstencilikten uzak… Tebessümlü ve nazik bir kıymetli temsilcimiz. Halkın gönül ikliminden nasipli. Vücut dili ile gönül dili aynı telden…
    Neyse…Devam edelim.
    “Mustafa Bektaş Kültür Merkezi 2015-Açılış Programı”nın diğer bazı konuklarını paylaşalım sizlerle:
    C.Baş Savcısı Sayın Metin Uslu, Ağır Ceza Reisi Sayın Beytullah Baş, Gürgentepe Kaymakamı Sayın Murat Sarı, TESK Başkanı Sayın Aydın Bostancı,Kuveyt Türk Bankası Müdürü Sayın Hüseyin Altaylı, Subaşı Mahalle Muhtarı Merve Nuray Karakaya, Kumbaşı Mahalle Muhtarı Nevin Gül, Boztepe Turistik Tesisleri Genel Müdürü Salim Yurdakul, Hürses Gazetesi Sahibi Güfer ve Murat Hekim çifti, Ömer Faruk Günay (Sayın Hamarat’ın Danışmanı), ORİSYAD Başkanı Murat Ilgaz ve Yardımcısı Oktay Altınordu, Ordu Spor Altyapı Sorumlusu ve Haberordu Köşe Yazarı Mustafa Köksal vd..
    Bu arada, talebimiz doğrultusunda programı başından sonuna kadar çeken Altaş TV’ye teşekkür ediyoruz.  
    Gecemiz, sadece gönül ziyafetinden ibaret değildi elbette. Her zaman ki gibi, Mustafa Bektaş Bey’in  değerli eşi Fatma (Fadime) Hanım; kızları Günay ve Gülsün evlatlarımız, özenle hazırladıkları nefis yöresel menülerle konuklara ikramda bulundular.
    Keza, Bektaş ailesinin oğulları Hasan ve Halil de büyük gayret göstererek konukların en iyi şekilde ağırlanması için  ellerinden geleni yaptılar.
    Tamamı ile yöresel olan yemek çeşitlerimiz şöyle:
    Tavuk çorba, yahni, taze fasulye kızartması, biber, patates kızartması, galdirik turşusu, fırında sulu köfte, sigara böreği, tavuk sote, pilav, dolma, fasulye turşusu, makarna yoğurtlaması..
    Görüyorsunuz siz de, tam bir organik lezzet sofrası...
   İlk olarak Mustafa Bektaş kısa bir konuşma yaparak, konuklara katılımlarından ötürü teşekkür etti. Dünyada en değerli şeyin sevgi olduğunu, insanların birbirini kırması için sebep çok olduğunu ancak, buna rağmen sevgi ve iletişim dilinin terk edilmemesi gerektiğini, Hz. Peygamber’in dediği gibi olgun mümin olmak için çaba gösterilmesi halinde daha anlayışlı bir toplum haline gelebileceğimizi ifade etti.
    Celal Taşdelen… yöresel saz sanatçısı. Alevi deyişleri ile hepimizi bambaşka duygulara sürükledi. İşin hakikati şu ki, bu Alevi ezgilerinde bir hicran var; bir derinlik var. Öyle ya da böyle bir şekilde toplumda mağduriyete itilmiş gönüllerin tercümanı sanki Alevi deyişleri... Bir de saz ile dillendirildiğinde hepten hüzünleniyor insan. Hepten insanileşiyor.
    Ardından Bir çeşit Alevi ritüeli olan Semah ayinine geçildi. İki bayan ve iki erkekten oluşan semah ekibi, deyişler eşliğinde hayli manidar ve etkili bir ritüel icra ettiler. Gam, hüzün ve fakat eziyetlere katlanma gücü telkin eden mesajlarla yüklü semah ayini, Alevilik inancında çok özgün bir yerde duruyor.
    Semah’ın bitiminden sonra, Ordu Milletvekili Mustafa Hamarat, özlü ve fakat içtenlik dolu bir konuşma yaptı.
     Özenle seçtiği cümleler tam da gecenin ruhunu yansıtmaktaydı. Dünya zenginliğinin gelip geçici olduğunu belirterek, gönül zenginliğinin kalıcı olduğuna vurgu yaptı. ”Bu akşam farklı bir gönül iklimini teneffüs ediyoruz..” cümlesi ise anahtar cümle olarak belleklerdeki ve gönüllerdeki deruni yerini aldı.
    Gönül kırmanın yanlış ve yersiz olduğunu, aksine mümkün olduğunca gönül yapmaya çalışmanın adeta bir ibadet mesabesinde değerli olduğunu belirtti.
    Ecdadımızın bu manada örnek olduğunu söyleyerek, 1571 Yılında Osmanlı’nın Kıbrıs’a, ora halkının ısrarlı çağrısı üzerine gittiğini, kimi hata ve bazı haksız uygulamalara rağmen, esasta Osmanlı’nın adaletin ve merhametin temsilcisi olarak yüz yıllarca hüküm sürdüğünü de sözlerine ekledi.
    Mustafa Bey, ”İyi ki gelmişim...Davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim..” diyerek konuşmasını bağladı.
    Bu son cümleleri beni özellikle memnun etti. Zira, davetimizi kırmayarak onca işine rağmen sırf bu program için Ankara’dan gelmişti.
    Mahalli sanatçımız Celal Taşdelen yine aldı sazı eline ve vurdu mızrabını gönül teline.
    Alevi deyiş ustası merhum Aşık Veysel’den alınan şu türküyü çalıp söyleyerek hepimizi derin duygu çağlayanlarında adam akıllı arındırdı.
    Dost dost diye nicesine sarıldım/Benim sadık yarim kara topraktır.
    Beyhude dolandım, boşa yoruldum/Benim sadık yarim kara topraktır.
    Koyun verdi, kuzu verdi,süt verdi/Yemek verdi,ekmek verdi,et verdi.
    Kazma ile döğmeyince kıt verdi/Benim sadık yarim kara topraktır.
    Deyişin atmosferi konuklarımızı iyice avucuna almış, adeta başka dünyalara alıp götürmüştü. 
    “Ömrüm ömrüm..” türküsü ise (yahut deyiş) daha bir  kavurucu hava oluşturdu.
    Göçmen kuş katar gibi/Uçup gittin ömrüm ömrüm
    Yüreğimde derin yara/Açıp gittin ömrüm ömrüm
    Hasret atına bindirdin/Menzil almadan indirdin
    Sabır taşına döndürdün/Geçip gittin ömrüm ömrüm.
    Celal can, bir başka ezgiyle dağladı gönüllerimizi:
    Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca/Akar can önümde gizli gizli
    Bir tenhada can cananı bulunca/Sinemi yaralar yar oy, yar oy..
    Dost elinden gel olmazsa varılmaz/Rızasız bahçenin gülü derilmez
    Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez/Gönülden gönüle gider yar oy,yar oy…
    Seher vakti garip garip bülbül öterken/Kirpiklerin ok yaralar cana batarken
    Cümle alem uykusunda yatarken/Kimseler görmeden yar oy, yar oy…
    Bu yürek dağlayan ezgileri, deyişleri bir de bir başka Alevi saz ve Söz Ustası merhum Neşet Ertaş’dan dinlemeye ne deriniz?
    Devem edeceğiz…

Bu yazı toplam 1018 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
GÜNDEMDEN ÖNE ÇIKANLAR
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Haber Ordu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0452 777 5 666 | Haber Scripti: CM Bilişim