• BIST 94.783
  • Altın 245,999
  • Dolar 5,9328
  • Euro 6,6181
  • Ordu 13 °C

GELİN CANLAR BİR OLALIM İŞİ KOLAY KILALIM(2)

Muzaffer GÜNAY

            Celal can dost, yürek paralayan deyişlerini çalıp söylerken çay ikramı başladı. Böyledir Alevi canlarda konukseverlik işte. Kuru kuru değil, gönül gönül ilişki kurarlar insanlarla. Yapmacıklık yoktur dünyalarında… Sevgi mayası ile yoğrulmuştur Alevi canların temiz gönülleri. Erenler bağından güller derenlerdir her daim çünkü onlar.

         Bir ara verdikten sonra, Kumbaşı Mahalle Muhtarımız Nevin Gül’e duygu ve düşüncelerini konuklarla paylaşması için huzura davet ettiğimde, tereddütler içre etrafına bakına bakına sayın Valimizin tam karşısında yerini aldı. Fakat, pek heyecanlı idi. Farkındaydım bunun ve heyecanının normal olduğunu,birazdan rahatlayacağını söyledim.Dedim ki: ”Bir bayan ve idareci olarak neler hissettiğinizi merak ediyoruz…”Tebessüm ederek, böylesi güzel konuklar arasında olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu, samimi bir ortamda bulunmanın ayrı bir duygu olduğunu söyledikten sonra,kendisinin muhtarlık gibi bir niyeti olmadığını belirterek:” Sayın Vekilimiz Mustafa Hamarat Bey’in önerisi ile aday oldum ve kazandım…”sözleri hepimizi gülümsetti.

         Subaşı Mahalle Muhtarımız genç bir bayan olan Merve Nuray Karakaya’yı buyur ettim huzura. Gayet nazik bir eda ve dil ile, tıpkı mevkidaşı gibi kısa bir konuşma yaptı. Her iki muhtarımızın canlar gecesi boyunca birbirlerinden ayrılmamaları, ne örnek bir davranıştır ki, çoğu müzekker bundan nasipsizdir, hatta kaçınır a dostlar.

         Bu gibi güzel etkinliklerin yapıldığı hemen her ortamda daima beraber olduğumuz dostum Salim Yurdakul’u es geçemezdim. Oldukça cüsseli bünyesinin tam zıddı fazlası ile nazik ve tam ifadesiyle gönül insanı olan Salim Bey, hayrettir biraz heyecanlandı; nedense… Oysa, çok deneyimlidir. Teşekkürle başladıktan sonra, Milletvekilimize doğaçlama ve pek manidar bir şiir irad etti oracıkta. Hemencecik. Salim Bey, pek az yeteneklerden biridir, bilmem bilir misiniz? Ayak üstü, o anda hissettiği duygularını pek oturaklı bir eda ile birbiri adına mısralaştırır, gönüllere sürur saçar. Etkileyicidir de sadası. Bakışları ile de şiirini besler öte yandan. Tabii ki sayın Mustafa Hamarat Bey de ziyadesiyle memnun kaldı. İnce ince teşekkür etti.

         Sıra semaha geldi… İki bayan ve iki erkek evladımız usulüne uygun olarak semah oynadı/döndü. Gerçekten pek derinlikli ve insanı epey metafiziki düşüncelere sevk eden bir dinsel törendi.

         Semah nedir? Bunu biraz anlatalım. Çünkü, çoğumuz semahın aslı itibarı ile nasıl bir dini merasim olduğunu bilmiyoruz. Evet, bu sebeple biraz bilgi verelim.

         Semah deyişler ve bağlama eşliğinde yapılan dinsel bir törendir. Alevi inancındaki yeri çok çok önemlidir. Öyle ki, semah bilmeyen Alevi-Bektaşi Ocağı’ndan içeri giremez. Daha doğrusu Alevi Bektaşi sayılmaz.

         Ulu Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli bu konuda şöyle der:

         “Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Bizim semahımız, oyuncak değil, İlahi bir sırdır.

         Bir kimse ki, semahı oyuncak sayar, o, cahildir.”

         Semah’ın kaynağı Kırklar Meclisi’ne dayanır. Semahı herkes yapamaz. Semahı, erkekler ve kadınlar oynar/döner. Semah, cemlerde dönülür, bir de Aleviliği tanıtma amaçlı toplantılarında dönülür.

         Semah sırasında el ele tutuşulmaz. Ayaklar çıplaktır. Ya karşı karşıya, ya da halka şeklinde dönülür.

         Belli başlı semah türleri şunlardır:

         -Miraçlama

         -Ali Nur Semahı

         -Kırklar Semahı

         -Turnalar Semahı

         -Erkan Semahı

         -Gönüller Semahı

         -Ya Hızır Semahı

         -Nevruz Semahı

         -Hacı Bektaş veli Semahı

         -Muhammed Ali Semahı

         Bir başka can, erenler bağının goncalarından sevgili Tolga Demirel çalıp seslendirmeye başladı. Ne kadar da etkileyici bir ses. Türkülerinin/deyişlerinin dizeleri öylesine hüzünlendirici idi ki, kimilerinin belli etmemeye uğraşsa bile, gözlerini sildiğini gözlemleyenlerden biriyim.

         Tekrar deyişler faslı… Tolga ve Onur birlikte gönül mızrabı ile duygularımızı coşturdular.

         Sırada Alevi Dedesi’nden deyişler vardı.

         Alevi Dedesi, Dursun Ali Göktepe bağlamasını alıp düz bağdaş kurdu. Hem söyledi, hem ağlattı. Hem düşündürttü, hem hüzünlendirdi. Deyişlerin her biri bir başka mana ile yüklü. Bağlamaya her dokunuş, yüreklere düşen bir ah gibi. Kimleri hatırlamıyor ki insan, Kerbela çöllerinde alçakça şehit edilen Şehitlerin Efendisi Hz. Hüseyin’den tutunuz, tarih boyunca epey çile çekmeye mahkum edilen Pir Sultanlar’a kadar…

         Daha sonra Başsavcımız sayın Metin Uslu Bey, Birlik, beraberlik ve sevgi üzerine yazdığı uzunca şiirini okudu ki, yüreklerimiz kabardı.

         Milletvekilimize “Buyurun, gece ile ilgili hissiyatınızı bizimle paylaşır mısınız?” talebimize,” yorgunum biraz, hem de gece epey ilerledi, ben zaten konuştum… teşekkür ederim...”diyerek bir nevi karşılık vermiş oldu.

         Sayın valimiz ise,yine her zamanki gibi yumuşak bir eda ve ses ile milletçe birlik ve beraberliğe vurgu yaparak, ”hepimiz birbirimizi sevmeliyiz,bu dünya geçicidir, esasen huzurlu olmanın da yolu budur..Aleviler tarih içinde ne yazık ki bir süre gizli zulme maruz kaldılar.Bu olmamalıydı.Fakat,artık bunlar geride kaldı. Aslında birbirimizden farkımız yok. Ehli Beyt ve insan sevgisinde bir ve beraberiz… Allah’a ve ehli beyte inanıyoruz.” Dedikten sonra:

         “Fatma Hanım gizli kahraman. (Mustafa Bey’in eşi)… Çok konuksever… Perde gerisinde onun emeği ve mahareti var. Kızlarının da var. Yemekler de pek nefis her zaman ki gibi... Ramazan ayında da yine burada duygulu bir ortamda beraber olmuştuk. Mustafa Bey’e de teşekkür ediyorum. Kültürümüzün yaşamasına büyük katkı sağlıyor çünkü. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz içiniz. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum...” cümleleri ile konuşmasını bitirdi.

         Gönül Gecesi’ni Alevi Dedesi, Dursun Ali Göktepe’nin yaptığı şu dua ile bitirelim:

         “Allah Allah, Nebi kerem Ali pirimiz üstadımız, Hünkar Hacı Bektaş Veli dilde dileklerimizi, gönülde muratlarımızı vere, isteklerimiz baş gönlümüz hoş ola, Cenab-ı Mevla, birliğimizi, dirliğimizi daim eyleye... Haneler şen, nimet lokmalar kabul ola..

         Yüce Hak divanı dergahına kayıt eyleye. Hizmetler kabul, yüzler ak, gönüller pak, yardımcımız Yüce Hak ola..

         Halil İbrahim bereketi ver… Taşıp dökülmeye, artıp eksilmeye, cümle geçmişlerimizin Ahiret lokması ola, ruhları şad ola, mekanları Cennet ola… Ehli beyit şefaatından, katarından, didarından cümlemizi mahrum eylemeye. İstemesi bizden, kabulü Hakk’tan ola..

         Dil bizden, nefes Şahı Merdan’dan

         Aliyyül Murtaza’dan, Hüseyini Kerbela’dan

         Hünkar Hacı Bektaş Veli’den ola...

         Gerçeğin demine huuu mümine Ya Ali…

          

        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 935 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Haber Ordu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0452 777 5 666 | Haber Scripti: CM Bilişim