• BIST 99.862
  • Altın 220,117
  • Dolar 5,3194
  • Euro 6,0452
  • Ordu 9 °C

GÖREVİ EHLİNE VERMEK

Muzaffer GÜNAY

    Hemen siyaset gelmesin akıllara. Genel olarak ,”görevin ehline verilmesi”nden söz ediyorum. Kur’an, birincil başvuru kaynağımız olduğuna göre, görev verirken de alırken de ilk referansımız da Kur’an-ı Kerim olmuş olmakta zorunlu olarak. Hepimiz biliyoruz ki, Allah, görevin ehline verilmesini emreder. Hz.Peygamber (s.a.v.), risalet görevini bu çerçevede dört dörtlük olarak ifa etmişti; bunu da bilmekteyiz.

        Madem bizim her konuda örneğimiz ve önderimiz O yüce Resuldür; öyleyse görev verirken de, alırken O’nun muazzez hayatına uygun hareket etmek, nerede ise farzdır. Şüphesiz,halkın huzuru için ehil olanların görev başına gelmesi / getirilmesi, terki caiz olmayan bir ibadettir aynı zamanda.

   Bir görev için ehliyet şartları arasında din ve ırk şartı olmadığı gibi, kankalık, arkadaşlık, akrabalık gibi oldukça özel sayılabilecek durumlar da ehliyet şartları cümlesinden değildir.

         Örneklerle devam edelim:

       Milli Eğitim müdürü olmak için öğretmen olmak, eyvallah temel şartlardan biridir. Ama yetmez. Misalen, duygusallığı ön planda tutan birinin böyle bir görevde başarılı olmasını beklemek, ham hayalden öteye geçmez. Diğer tüm şartları taşısa bile böyle birini müdür yapmak, görevin ehline verilmediği anlamına gelir. Duygularını işe karıştıran, beklenen verimi sağlayamaz. Kanaatkâr olmayan biri, diğer bütün şartları ve özellikleri taşısa dahi, önemli görevlere getirilmemelidir. Hele ki, ihale, alım-satım gibi akçeli işlerin bol olduğu görevlere hiç getirilmemelidir. Elindeki ile yetinmeyeceği için bir kaşıntı tutabilir.

    Bunca lafı, yerel seçimler vesilesiyle etmekteyiz. Muhtarlıktan, belediye başkanlığına kadar bilumum yerel idari görevlere getirilecek kişilerin  ehliyet ve liyakat sahibi olup olmadıklarına çok dikkat edilmeli. Aksi halde, HİZMET YERİNE HEZİMET KAÇINILMAZ OLUR. Bunun vebali, sadece görev verilenlerle sınırlı kalmaz, göreve getirenler de, gelmesine sebep olanlar da aynı derecede sorumlu olurlar hem halk bazında, hem de Allah katında.

       Farkındayım;az zamanın tecrübelisi değiliz  ne de olsa; bahsi geçen şartlara özenle uyulduğuna dair pek az örnek var hemen her sahada. Evet biliyorum bunu. Ne ki,sorumluluk mevkiinde olanlara bunları bir kere daha (ama fazla umutlanmadan) hatırlatmak da bir nevi kulluk görevimiz değil midir?

        Lütfen genel olarak şöyle bir arama-tarama ve bilgi toplama sürecine girin ve kimlerin önemli görevlere getirildiğine ve dahi getirenlere bakınız. Gözleriniz nemlenir, hayata küsecek kadar hüzünlenirsiniz hatta. Niçin mi? Çünkü, EHLİYET VE LİYAKAT ŞARTLARI ya hiç yoktur ilgili şahısta yahut tesadüfen bir, ikisi vardır. Peki nedir esas kriterleri bu adamların? Söyleyelim:

            1-Okul arkadaşlığı

            2-Askerlik arkadaşlığı

            3-Meslek arkadaşlığı

            4-Hemşehricilik

            5-Menfaat ortaklaşalığı

            6-Akrabacılık

         En aşağından en tepeye kadar,görev alanların kahir ekseriyetinin bu altı kritere göre seçildiğini, atandığını, görevlendirildiğini görmemek için ne olmak lazım? İSTİSNALAR VAR ELBETTE, NE Kİ BU PARANTEZ İÇİ KADAR BİR ŞEYCİK.. Yeni değil bu kayırmacılık.. Tarihten beri böyle gelmiş, böyle gidiyor.

  Nitekim, Kur’an’ın emrettiği şartları ıskalamaktan haya etmeyenler, bidayetinden beri başımıza musallat olmadılar mı?! Daha Muaviye’den itibaren  KASA-MASA-NİSA düşkünlerinin zorla kurdukları zorba yönetimler, Müslüman halklara dünyayı dar etmedi mi? Dünyacı sultanlarla sözde manevi sultanlar az mı bunalttılar Müslümanları? Tarihimiz boyunca, YEZİD VE MİRASÇILARI TEPEMİZDE BOZA PİŞİRMEDİ Mİ?

  EBU ZER’LER ÇÖLLERDE YALNIZ BAŞLARINA ÖLÜME TERKEDİLMEDİ Mİ?

        Zalim yöneticilere karşı ayaklanan veya ayaklanma hazırlıkları yapanlar,” Ululemre itaat farzdır..” uyuşturucusu zerk edilerek susturulmadılar mı? Oysa bu ayet, zalim olmayan yönetimlere karşı itaati emrediyor.

        Maddi ve manevi sultanlar el ele vererek pısırık-uyuşuk ve haline razı kitleler haline getirdiler çok zaman evvel, Müslümanları. “NEFİSLERİNİ İLAH EDİNEN ZALİM YÖNETİCİLER”, Kur’an üzerinden aldatarak uyuşturdukları halkları, paşa paşa kendilerine biat ettirmediler mi? “Kadere rıza imandandır..” repliği ile , zorbalıklarını meşrulaştırmadılar mı?.

          Böyle cingöz yöntemler keşke tarihte kalmış olsaydı.. Ah keşke..

       Topluma hizmet bağlamındaki her görev önemlidir; değerlidir. Bu, görevlilerin de önemli ve değerli olmasını zorunlu kılar. Yalaka ve  köle ruhlular her devride olduğu gibi zamanımızda da eksikliğini hissettirmiyor, ne kadar temenni etsek de.

       Her türlü kamu görevi, bir veya birkaç kişinin uhdesine terk edilemeyecek kadar önemlidir.” Ben atadım oldu, ben karar verdim seçildi..” anlayışı en hafifinden keyfiliktir, dahası zorbalıktır. Seçilecek veya atanacak olanlarda hiç değilse  asgari şartlar aranmalıdır. Nedir bu asgari şartlar:

       1-Adalet  2- Dürüstlük  3-Vizyon 4-Misyona uygun kapasite 5-İrade  6-Azim

        Daha başka şartlar ve özellikler de olabilir. Ancak, asgarisinden bunlar olmazsa olmazlardır.

       Kamu malı adı üstünde herkesin ortak malıdır. Dolayısı ile görevlilerce istismar edilemez, zimmete geçirilemez, çalınıp çırpılamaz. Envai çeşit numaralarla servet biriktirenlerin bir kısmının kamu görevinde olanlar arasından çıkması, bir rastlantı olamaz her halde.

      Köy/mahalle azalığından B. Şehir Belediye Başkanlığı’na, mülki amirlikten filan kurumun şefliğine kadar bütün görevler mümkün mertebe ehil insanlara emanet edilmelidir.

       Seçimle bir yere geleceklerin-gelmiş olanların duyarlı olmalarını, kamuoyu adına talep ediyoruz.

         Madalyonun bir de öbür yüzüne bakalım:

      Görev teklif edenler kadar, edilenler de duyarlı olmalı. Bulundukları makamlar bir şekilde ellerinden gidenler yapamayacakları görevleri istememeliler. Verilse de nezaketle ve harbiden reddetmeliler. “Ben bu görevin üstesinden gelemem..” diyebilmek, herkese göre değil kuşkusuz. Fakta, zerre kadar Allah  korkusu olan, kendisini seçen halkına miskal derecede saygısı olan hiçbir insan, layıkı ile yapamayacağı göreve talip olmaz, olmamalıdır.

       Nasıl ki rüşveti  alan da veren de aynı suça ortaksa, yapamayacağı göreve talip olan da bu görevi teklif eden de aynı suça ortaktır.

         Lafın tamamı……………………..

Bu yazı toplam 662 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
GÜNDEMDEN ÖNE ÇIKANLAR
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Haber Ordu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0452 777 5 666 | Haber Scripti: CM Bilişim