Önceki yazılarımın birisi Cemil Meriç hakkındaydı. Cemil Meriç 20. yüzyılın Türk düşünce hayatının simgelerinden birisidir. Ümit Meriç ise onun kızı olup, benim de üniversitede hocam olmuştur. Sosyoloji Bölümü’nde öğrencisi olma ayrıcalığını yaşayanlardan birisiydim.
İlk defa onu, Sosyoloji Bölümü’nün geleneksel açılış dersinde dinledim.1990 yılının, Ekim ayının ilk günleriydi. Sosyolojinin; “Hasta ile doktorun, laboratuar ile hayatın, obje ile süjenin bir ve tek olduğu bilim dalı olduğunu, çünkü toplumumuzun görünmeyen elbisesinin ikinci bir deri gibi sırtımıza yapıştığını ve onu istesek de çıkaramayacağımızı…” söylüyordu. Konuşmasını; “Hocalarınızın tavsiyelerini yerine getirin. Oku dediklerini okuyun. Gidin dediği yere gidin. İstanbul’da olmanın avantajlarını da sonuna kadar kullanın” sözleriyle tamamlıyordu.
Bendeki Ümit Meriç tutkusu ilk dersinde başladı. Sonraki günlerde 206 numaralı derslikte ilk defa onun dersini dinledim. Yıllar sonra Ordu Caddesi’ne bakan pencerenin kenarında ve kürsüye yakın olarak oturduğumu bana o hatırlattı. Yani ilk dersinde sınıfta nerede oturduğumu biliyordu. Bir bakıma beni fark etmişti. 206 numaralı derslikte söylediği; “Biz size malzemeyi veriyoruz. Siz ister helva yaparsınız, isterseniz boca edersiniz” sözü o günden kalan en önemli nasihatti.
İkinci sınıfta iken isteyerek onun seminer grubuna dâhil oldum. İki, üç ve dördüncü sınıf öğrencileri seminer dersinde bir arada oluyorlardı. Sadece onlar mı? Bazen yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile başka bölüm ve üniversitelerden gelen misafirler de bize katılıyordu. Her birimiz ayrı ödevler ve kitap çalışmaları hazırlayıp bunu o derste tartışıyorduk. Bunlar çok ciddi ve uzun süren tartışmalardı. Pazartesi günü saat 15.00’de başlayan tartışmalar 17.00’de bitmesi gerekirken, saat 20.00’ye kadar uzuyordu. Çoğu zaman görevli Hasan Efendinin ikazları ile ancak fakülteyi terk ediyorduk. Henüz üç ya da dört yaşında olan kızı sevgili Hazal bakıcısında 2–3 saat fazla kalarak anneciğini bekliyordu. Bir bakıma hocamız bizim lehimize anneliğinden fedakârlık yapıyordu.
Biz onu aslında hocadan ziyade bir abla, bir can dost olarak algılıyorduk. Bundan dolayı birçok özel meselemizi de onunla paylaşırdık. En önemli özelliklerinden birisi çok iyi ve dikkatli dinlemesiydi. Herkesi dinler ve 1957 yılında Çamlıca Kız Lisesi’ndeki dikiş öğretmeni Ganimet Hanımın öğrettiği “peki” kelimesini sıkça kullanırdı.
Dinlerken ve konuşurken mutlaka karşısındakinin gözlerine odaklanırdı. Konuşurken gittikçe güzelleşirdi. O konuştukça sözleri yüreklerde ılık bir rüzgar gibi esen musikiye dönüşürdü. Bazen de bir ırmak veya çağlayan gibi coşardı. Bu coşkunluk anlarında belki de Türk edebiyatının en güzel cümleleri dökülürdü dudaklarından. Ve bir buse gibi gönlümüze kurulurdu.
“Kıtaların cehaleti diye bir şey var”, “Latin Amerika hala mayasını bulamamış bir kıtadır”, “Japonya çağımızın iktisadi devi, siyasi cücesidir”;1996’daki Sosyoloji Öğrencileri Kongresi’nin kapanışında genç sosyologlara söylediği; “Toplumumuzun kör düğümlerini sosyolojinin kılıcıyla kestiniz” sözlerini acaba hatırlar mı? Ya da ona ait olan ve sosyoloji öğrencilerine nasihati içeren; “Küçülen, kapitalistleşen,post-modern anlamda demokratikleşen bir dünyada yaşayacaksınız. Toplumumuzu ve toplumları en çok kahreden sorun, ‘değerler’ ile ‘çıkarlar’ arasındaki kıyasıya düello olacak. ‘Nostalji’ ile ‘ümit’ arasına sıkışıp kalmış olan insanlarımızın derdine deva olabilecek misiniz? XIX. Yy’da oryantalizmin ipek yastıklarına serilen,XX. yy’da ise antropolojinin ağlarına düşen Türkiye’yi XXI. yy’da sosyolojinin konusu haline getirebilirseniz,bence,bu sorunun cevabı,kocaman bir ‘evet’ olacaktır” sözleri acaba onda da kayıtlı mıdır?
Onun önderliğinde çok güzel bireysel ve grup çalışmaları gerçekleştirdik. Bu tartışma ve çalışmalar bizleri çok geliştirdi. Bir dönem sekiz arkadaşla birlikte Türk Cumhuriyetleri’ni çalıştık. Konuyu Sirkeci’de, Adalar Vapur İskelesi’nin önünde, onu Adalar’a götürecek olan vapuru beklerken belirlemiştik. Yüksek Lisans tezimi onun nezaretinde tamamladım. Emekli olmasına rağmen doktora çalışmam olan “Türk Düşünce Hayatında Büyük Doğu Dergisi” konusunu da önce onunla kararlaştırdık. İstanbul Büyükşehir Belediyesine, Kentli Yaşam Kılavuzu kitapçığını birlikte hazırladık.
Hayatımın en önemli ve en iyi dönemeci olan Ümit Meriç’in, Türk toplumu ve İstanbul için çok önemli olduğu kanaatindeyim. Bunları sonraki yazılarımda yer yer onu ele almaya çalışacağım.
(NOT: Ümit MERİÇ, 11 Haziran 2011,Cumartesi Günü,Saat 15.00’de, İLESAM İstanbul Şubemizin düzenlediği otuzdördüncü Çınaraltı Sohbetleri’nin misafiri olacaktır. Beyazıt Devlet Kütüphanesi Konferans Salonunda gerçekleşecek olan sohbette İslam ve Osmanlı coğrafyasındaki seyahatlerini, “Yitik Hafızanın Peşinde” başlığı altında anlatacaktır.)
Bu yazı toplam 2019 defa okunmuştur.