• BIST 100.141
  • Altın 218,024
  • Dolar 5,2903
  • Euro 6,0256
  • Ordu 9 °C

KADER VE ÖZGÜR İRADE TARTIŞMALARININ TARİHİ KÖKLERİ

Muzaffer GÜNAY

Kader sorunu üzerine 22 ve 30 Haziran tarihli yazılarımıza iki hafta ara verdikten sonra kaldığımız yerden devam edelim inşallah.

       Kader ve özgür irade meselesinin kökeni ilk insan Hz. Adem’e kadar inmektedir.İlk Kaderci Şeytan’dır. Zira,Allah’ın huzurundan ebediyyen kovulmasında kendisinin hiç bir suçu, günahı olmadığını savunarak Allah’a iftira etmiştir: “ Beni doğru yoldan çıkardın..” (A’raf,116).

            Kadim Yunan’da İyonyalı Ozan Homeros(İ.Ö.8.yy) bir şiirinde insanoğlunun yüce Zeus tarafından yönlendirildiğini söyleyerek kaderciliğin savunuculuğunu yapmıştır.

            Antik dönemin ünlü filozoflarından Sokrates ve öğrencileri hür iradeyi savunurken,Stoa Okulu/ekolü kaderciliği(kaderi değil) savunmaktaydı.

            Çiçero (İ.Ö.106-43),”İlahların Doğasına Dair” adlı eserinde müneccimlerin kaderi okuma iddialarını başarı ile çürüten eski düşünürlerden biridir. Ne ki,İlahi bilgiyi inkar ederek kendi kendisini yalanlamıştır.

            Roma döneminde de benzeri tartışmalar en hararetli bir dozda sürdürülmüştür.Stoacılar bu meselede başı çekmekteydi. Meşhur Seneca bu adamların en başında geliyordu.

            Hz. İsa döneminin Ferisi Yahudilerinden Pavlik Kilisesi’nin kurucusu Tarsuslu Pavlus, İncil’in parçası haline getirilen “Romalılara Mektubu”nda tıpkı bazı Emevi idarecileri gibi,”Yöneticiye karşı çıkan Allah’ın kaderine karşı çıkmış olur..” diyordu.Fakat,bununla birlikte Romalı idareciler tarafından öldürülmekten kendini kurtaramamıştır.

                                   EMEVİ KADERCİLİĞİNİN TEŞEKKÜLÜ

            Kaderciliğin tarihsel geçmişine  dair bu özet bilgilendirmeden sonra  İslam tarihinin kırılma noktasının mihenk taşı konumundaki Emevi Devleti’nin kimi yöneticilerinin Kader anlayışını nasıl da çarpıtarak bambaşka mecralara dönüştürdüğünü temel kaynaklardan yola çıkarak özetlemeye çalışalım şimdi.

            Biriktirme ve servet edinme hırsının İslam tarihindeki en keskin yönetimlerinin ilki ve en uç,en dramatik örneği diyebileceğimiz Emevi Devleti’nin temel zihniyeti,halkı kendilerine karşı pısırık ve uyuşuk bir yığın haline getirme esasına göre biçimlendirilmiştir. Emeviler’in kurucusu Muaviye,Hz. Ali ile karşı karşıya geldiği on binlerce sahabenin ve Müslüman’ın boş yere öldürüldüğü Sıffin savaşında askerlerine şu konuşmayı yaptığını İbn-i Ebi’l Halid’in eserinden nakledelim:

            “Allah’ın takdiri sonunda,kader bizi yeryüzünün bu bölümüne sürükledi.Bizimle Iraklıları karşı karşıya getirdi.Biz Allah’ın takdirine razıyız.”(Kader Risalesi ve Şerhi,s.39,M.İslamoğlu).

            Nitekim müşrikler de ,”Allah dileseydi,ne biz,ne de atalarımı şirk koşmazdı..”(6/148) iddiasını dile getirmek suretiyle kendilerinin suçsuz/günahsız olduklarını savunmaktaydılar.

            Halife Muaviye’nin zalim Valisi Ziyad b. Ebihi,halka okuduğu hutbesinde şöyle demekteydi:

            “Ey insanlar,sizi yönetenler sizin koruyucularınız oldular. Sizi Allah’ın bize verdiği otoriteyle yöneteceğiz. Allah’ın bize ihsan ettiği fey ile koruyacağız.”( a.g.e.s.39)

            Zalimlerin en zalimi olan Muaviye oğlu Yezid,Emevi idaresinin zulmüne karşı çıkanlara şöyle diyordu:

            “Boşuna uğraşmayın,Allah bizi istiyor.Allah,bir şeyi beğenmediği zaman onu değiştirir.”(a.g.e. s.40).

            Kendilerini Allah’ın görevlendirdiğini iddia eden zalim yöneticilerin zihniyetinde ve anlayışında hep bu sakil aklın ve sakat mantığın izlerini görmekteyiz.

            Mesela,ABD eski başkanlarından Richard Nixon şöyle diyordu:

            “Tanrı Amerika ile beraberdir ve Tanrı ABD’nin yarattığı bir dünya istiyor.”

            Dönelim yine İslam’ın ilk dönemlerine:

            Hz. Peygamber’in gül torunu Hz. Hasan,Emevi zulmüne taraf olan,sonuna kadar destek veren  Şam halkına yazdığı mektubunda şu satırları kaleme almıştı:

            “Ey göçüp gitmiş münafıkların çocukları!Ey zalimlerin yardımcıları! Ey fasıkların mescidlerinin bekçileri! İçinizden Kader adı altında Allah’a iftira eden,kendi suçlarını O’na yükleyen ve yaptıklarını O’na nispet edenden başka kimse çıkmayacak mı?!..(a.g.e.)

            Zalimlerden yana olan bir çok alim olduğu gibi karşı çıkan alim de çoktur. Nitekim,amansız zulümlerine karşı Emevi idaresini en sert biçimde eleştirenlerden biri de Ebu Zer’in öğrencilerinden Mabed el Cüheni’dir.

            Tam aksini savunan ünlü alimlerden biri ise,Evzai’dir.(H.157).O kadar ki Evzai kendi ekolünü oluşturmak için bir mezhep dahi kurmuştur.

            Emeviler itikadi olarak Kur’an’a tümüyle aykırı olan Cebriyeciliği(Kaderiyecilik) kiraladıkları hadisçiler,fıkıhçılar ve kelamcılar marifetiyle  ve diğer Şeytani yöntemlerle sistemleştirmiştir. Öyle ki,o dönemde hortlatılan fitne belası,bu gün dahi zehrini akıtmaya devam etmektedir.

            Geçen yazılarımızda özellikle belirtildiği üzere,Allame Basralı Hasan,sıcağı sıcağına Emevi Kaderiyeciliğine karşı yazdığı eserleri ve cesur konuşmaları ile büyük, çok çetin,adeta hayatını heba edercesine  bir mücadele vererek tarihe Sahih ve Kahraman İslam Alimi olarak geçmiştir.

           Bu vesile ile şunu ifade edelim ki,sahasının önemli otoritelerinden Mustafa İslamoğlu Hoca’nın Kader meselesi üzerine yazdığı eser ve makaleler, Kur’an üzerinden kaleme alınmıştır. O sebeple mutlaka okunmalıdır.

            Evet..devam edelim Hasan-ı Basri’yle ilgili olarak kaynaklardan bilgi aktarmaya:

            Bu büyük alim,Emeviler’in en zalim halifelerinden olan Abdü’l Melik b. Mervan’a karşı hiç susmamış,Kur’an’ın yiğit sesi olmayı bir an bile terk etmemiştir.Kaleme aldığı en mühim eserlerden biri olan Kader Risalesi,konulu tefsir türünün ilk yazılı ürünüdür. Bu eserde özgür irade ve ahlaki sorumluluk tam doksan ayetle  savunulur.Eser,aynı zamanda Kelam ilminin de kurucu metnidir.Zalim Haccac’ın yüzüne karşı şöyle haykırmıştır:

            “Gök ehli sana lanet ediyor,yer ehli senden nefret ediyor.”

            Haccac’ın öldüğünü duyunca secdeye kapanıp şöyle dua etmiştir:

            “Allah’ım, onu öldürdüğün gibi,onun açtığı çığırı da öldür!..”

            Zamanın siyasi iradesine ve idaresine karşı sivil itaatsizliğin ve pasif direnişin bayraktarlığını yapmıştır.

             “İman Nedir?” sorusuna,”Sabır ve hoşgörüdür..” cevabını vermiştir. Yani iman sorumluluktur. Müslüman’ın nasıl düşündüğünü gösteren usve/model metindir Risale..(Bkz. Kader Risalesi ve Şerhi,M.İslamoğlu).

            Binnetice,kader anlayışı sapkın olanlar itikaden İslam dairesinin dışına çıkmış olurlar.Kaderci yöneticilere ise onlara asla itaat edilmez.Tam aksine al aşağı edilmesi için meşru savunma yapılır.

                                    BİR NEO/MODERN EMEVİ TİPOLOJİSİ

             Tarihin her döneminde Muaviye’nin takipçileri hiç eksik olmamıştır. Günümüzde de pek rezil örnekleri vardır. Bunlardan biri de S.Arabistan prenslerinden biridir. Şöyle ki:

            1990 Yılı Hac mevsiminde Mina Tüneli’nde 1426 kişi ,(gayri resmi olarak 5-6 bin kişi) ezilerek hayatını kaybetti. Bunun sebebi,Suudi Prensin aracı ile  rahat geçmesi için görevlilerin tüneli kapatması idi. Prens bakın sebep olarak neyi gösterdi:

            “Ölümler Allah’ın kaderi idi..” Allah atılabilecek en adi iftiralardan biri bu hiç şüphesiz.

Bu yazı toplam 968 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
GÜNDEMDEN ÖNE ÇIKANLAR
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Haber Ordu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0452 777 5 666 | Haber Scripti: CM Bilişim