• BIST 108.594
  • Altın 144,278
  • Dolar 3,4942
  • Euro 4,1102
  • Ordu 26 °C

KURAN'A GÖRE AİLENİN PSİKOLOJİK TEMELLERİ-4

Prof. Dr. Celal KIRCA

2. Sadakat

“Dostluk, vefalılık, bağlılık, doğruluk, gönül doğruluğu”  anlamlarına gelen sadakat, ailenin devamı ve mutluluğu için gerekli ilkelerden biridir. Eşlerin birbirlerine karşı, gösterecekleri sadakat, aynı zamanda dostluktur, vefalılıktır, bağlılıktır, doğruluktur. Dostluk ve vefa, özellikle günümüzde kendisine çok az rastlanan iki değer haline gelmiştir. Özellikle eşlerin birbirine gösterecekleri sadakat, hiç şeyle mukayese edilemeyecek kadar değerlidir. Sadakatin yani sahiplenme duygusunun ve bağlılığın, evliliğin devamı için çok önemli bir role sahip olduğu bugün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Zira artan boşanma sebepleri arasında, sadakatsizliğin, aldatma ve ihanetin yüksek oranda oluşu, sadakatin ne denli önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır Eşler arasında kıyılan nikahta söylenen “evet” sözcüğünün, aslında eşlerin birbirlerine olan sadakatlerini simgeleyen bir sözcük olduğu asla unutulmamalıdır. Çünkü bu sözcük, bir sadakat sözüdür. Sadık kalınacağına dair verilen bir ahittir Ne pahasına olursa olsun, eşler verdiği bu sözü tutmak ve ahdine sadık kalmak zorundadır. Zira sözünde durmak, insan olmanın ve insan kalmanın da bir gereğidir. Kuran söz verip de sözünde duraları “sadıklar”, “Allaha verdiği sözde duranlar”, “sadık erkekler ve sadık kadınlar” olarak tanımlar.

 Sadakatsizlik veya cinsi arzunun evlilik dışı bir yolla giderilmeye çalışılması, aslında insanın kendi içindeki temel ilişkilerinde meydana gelen ana bozukluklardan kaçması ve onun üzerine gidememesinden kaynaklanmaktadır. Zira sadakatsizlik, işin kolayına kaçmadır ve asla bir çözüm değildir. Çözüm dışta değil, içtedir. Heyecan, neşe ve ihtiras, bizim içimizdedir. Kendi yaşama sevincimizi, ihtirasımızı harekete geçiren yine biziz. Kendimizi sorumlu hissettiğimiz ve kurallara uygun iş yaptığımız zaman, vicdanımız rahat eder ve huzur buluruz. Aynı şekilde cinsi arzunun tatmini kurallara uygun olarak giderildiğinde de insan, huzur ve mutluluk hissedecektir. Bu nedenle Kuran, nikaha davalı evliliği ve karşılıklı sadakati emretmektedir. Zira nikah, öncelikle insanı Allah'a, sonra da eşine karşı sorumlu kılmaktadır. Bu sorumluluk ise, hiç şüphesiz karşılıklı sadakattir. Bu nedenle sadakat ve güven, ailenin sürekliliğini sağlayan temel unsurlardan biridir. İslâm, nikahı emretmek ve zinayı yasaklamak suretiyle bu temel unsuru özenle korumak istemiştir.

3. Sabır

“Acı, yoksulluk, haksızlık vb.üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan, onların geçmesini bekleme erdemi” diye tanımlanan sabrın, İslam dinindeki yerini ve önemini hepimiz, çok biliyoruz. Tıpkı sevgi gibi, bu duygunun da çok farklı nesneleri olabilmektedir. Kuranda pek çok ayet sabırdan söz eder. Bu ayetlerin birinde sabırla Allahtan yardım talep edilmesi istenir ve Allah’ın sabredenlerle beraber olduğu ilan edilir  Diğer bir ayette ise Allah’ın sabredenleri sevdiği anlatılır Hz. Peygamber de “Sabır iki sadme arasında gösterilen mukavemetten ibarettir.”  der.

Özellikle aile içi ilişkilerde sabrın yeri ve varlığı çok daha önemlidir. Sabırlı eşler, sabırsız eşlerden daha çok aile yunasının korunmasına yardımcı olurlar. “Acele işe şeytan karışır” ata sözünü, hepimiz yeri gelince söyleriz, ama bir çok işimizde acele etmekten de geri durmayız. İyi düşünülmeden, acele ile söylenecek bir sözün, neticede nelere sebep olduğunu hepimiz biliriz, ama yine de söylemekten çekinmeyiz. Bir Arap atasözünde. “Söz senin esirindir, konuştuğunda ise sen onun esiri olursun” denilmektedir Yunusun da:“Söz ola kese savaşı, söz ola ağulu aşı yağ ile bal ede” der. Sabır bunun için gereklidir. “Taş ve sopa kemikleri kırar, ama söz, kalbi kırar” Acele ile söylenen bir sözün kalpleri nasıl kırdığını hepimiz, yaşayarak öğrenmişizdir Bu nedenle “Sabreden zafere erer”, “Sabreden derviş muradına ermiş” sözleri herhalde boşuna söylenmiş sözler  değildir. Sabır, her şeyde ve her işimizde gereklidir, ama aile içi ilişkiler de çok daha gereklidir. Bu nedenle ailenin sürekliliğini sağlayacak önemli etkenlerden biri olma özelliğini daima korumuş ve korumaya da devam edecektir. Sabır insana direnme gücü verir, insanı olgunlaştırır, huzurlu ve mutlu bir aile hayatının yolunu gösterir. Kuranda “sabır” ile ilgili onlarca ayetin varlığı, sabrın önemi vurgulamaya yöneliktir. Bütün olumsuzluklar karşısında sabırla Allah’tan yardım talep edilmesi, bunun en bariz örneğidir.

4. Sorumluluk Bilinci

Aile içi ilişkilerde sorumluluk duygusu ve sorumluluk bilinci, en az saygı ve sadakat kadar gerekli olan bir ilkedir. Eşlerden biri veya her ikisi, sorumluluk bilinci içinde hareket etmiyorsa, sevgi de saygı da o aileyi korumaya yetmemektedir. Günümüzde genellikle boşanma sebepleri arasında sorumsuz davranışların önemli bir yeri olduğu görülüyor. Kuranın ahitlere sadık kalınmasını emretmesi ve bunun bir sorumluluk olduğunu belirtmesi, aile kurulurken verilen “evet” sözüne de sadık kalınmasını da ihtiva etmektedir. Çünkü “ evet” sözü de bir ahittir. Geleneksel ifade ile “ ahde vefa ” da, ahlaki bir sorumluluktur, Şayet ahde vefa göstermiyor isek, kendimizi hesaba çekip insanlığımızı ve ahlakımızı sorgulamalıyız. Ama bundan önce de bu bilinci kazanmamamız gerektiğini bilmeliyiz. Zira sorumluluk da sorumluluk bilinci de kolay kolay kazanılmıyor. Bunun için de insanın çaba göstermesi ve zihninin bazı aşamalardan geçmesi gerekiyor.

Ailenin kurulması ve devamı için verilen bu sözün tutulmasını İslam, eşlerden her birinin diğerine karşı namus borcu olarak görür. Çünkü Kuran, “ahd”in yerine getirilmesi ister ve verilen ahitte bir sorumluluğun bulunduğunu belirtir. Evet sözü,” ben eşime olan sevgime, saygıma sadık kalacağım ve sadakatime asla ihanet etmeyeceğim” demektir.

Bu aşamalar ise, ilgi/sevgi ve bilgidir. İlgi/sevgi olmadan bilgi, bilgi olmadan da bilinç, bilinç olmadan da eylem olmuyor. Eylem de yeterli olmuyor, eylemin alışkanlık haline gelmesi gerekiyor. Bu nedenle, her kavramda olduğu gibi “sorumluluk” kavramında ilk önce bireyin ilgi/sevgi ve bilgi alanına girmesi ve bu bilginin de bilinç haline dönüşmesi gerekmektedir. Bunun için de aile ve toplumun bireye yardımcı ve destek olması, kısaca eğitimin devreye girmesi bir zorunluluktur. Ancak tek başına sorumluluk da yeterli olmamaktadır. Sevgi ve saygının da mutlaka sorumlulukla birlikte olması gerekir. Sevgi ve saygı yoksa sorumluluk tek başına ne kadar fonksiyonel olabilir? Tam tersine sevgi ve saygı olsa da sorumluluk yoksa, bireyler arası, aile içi veya insan-Allah ilişkisi ne kadar sağlıklı devam edebilir? Bu gün aileyi çökerten en önemli etkenler arasında eşlerden birisinin veya her ikisinin sorumsuzluğu gelmiyor mu? Sevgi de saygı da sorumluluk, da satın alınan bir meta değil, kazanılan ve elde edilen değerlerdir. Sevmek, sevilmek, saygı duymak veya saygı duyulmak ve sorumluluk bilinci içinde hareket etmek istiyorsak, bu bilinci mutlaka kazanmak zorundayız. Her birey ancak kendinde var olan şeyi/şeyleri verebilir, olmayanı veremez. Sevgisi varsa sevgisini, parası varsa parasını, bilgisi varsa bilgisini verebilir. Şayet bunlar yokta, kini varsa kinini, hasedi varsa hasedini, nefreti varsa nefretini verecek demektir.

Müslüman, insanlara nefret yerine sevgisini veren, düşmanlık yerine saygı gösteren, cehlinin farkına varıp bilgi elde eden, tembellik yerine çalışmayı sorumluluk bilincinin bir gereği olarak yapan insandır. Allah insana cevizi vermiş, ama cevizin kabuğunu kırmayı insana bırakmıştır. Çalışmadan, yorulmadan, alın teri dökmeden ve sıkıntı çekmeden başarılı bir insan olmak mümkün değildir. Şayet bir başarı söz konusu ise mutlaka orada iki önemli unsur bulunmaktadır. Bunlardan birisi sevgi ve saygıya dayalı sorumluluk bilinci, diğeri de işlerimizde doğru bir yönteme sahip olmadır. Şayet bir başarısızlık söz konusu ise mutlaka orada sorumluluk bilincine sahip olmama ve yöntemsizlik var demektir. Sorumluluk bilincine sahip olamamanın tabii sonucu ise sırasıyla havale etme, bahane üretme ve tehir etmedir. Aile içi ilişkilerde bu kuralara uyulması ve çocukların bu davranış biçimlerine göre eğitilmesi de ailenin sorumlulukları arasında yer alır.

Kuran, öngördüğü ilke ve prensiplerle, bireyin önce sorumluluk taşıyabilecek bir düzeye gelmesini amaçlamakta, ondan sonra oradan ona sorumluluklarını yerine getirmesini istemektedir. Dinî kültürümüzde yer alan ve bir Fıkıh kuralı halinde hepimizin zihninde çakılı duran “mükellef” olma terimi ve mükellef olmanın şartları, aynı zamanda bireyin sorumluluğunu ortaya koyan tanımlamalardır. Ancak salt sorumlu olma daha önce belirttiğimiz gibi eylem için yetmemekte, sorumluluğun bilinç haline getirilmesi gerekmektedir.

             Kuran'da sorumluluklarını yerine getirirken bireylerden uyulması talep edilen sorumluluk ilkeleri arasında işlerin helal, temiz, estetik ve dengeli olmasına yapılan vurgu ve genelde dindar bir hayatla dindar olmayan bir hayatın bu vurguya göre tanımlanması, sorumluluk bilincinin önemini de açıkça ortaya koymaktadır. Zira sorumluluk bilinci, bireyin kim olduğundan ziyade nasıl olduğunu ortaya koyan çok önemli bir kriterdir. Nasıl bir Müslüman ? sorusunun cevabını oluşturan ve Müslüman kişiliğini yansıtan bilgilerin ve kuralların, kimlik bilgisinden daha fazla Kuran'da yer alması onun evrensel mesajına uygun bir durum arz eder. Çünkü kimlik insana çok şey kazandırmaz. İnsana çok şey kazandıran kişiliktir. Yani bireyin nasıllığıdır. Kimlik insanı suç işlemekten veya sorumluluklarını yerine getirmemekten alıkoyamıyor. Buna karşılık kişilik, bireyi sorumluluklarını yerine getirmemekten veya suç işlemekten büyük ölçüde alıkoyabiliyor. Bir başka deyişle kişilik sahibi insanlar, kimlik öncelikli kişilerden daha az suç işliyorlar. Bu bilincin kazanılmasında ailenin rolü, asla unutulmamalıdır.

Sonuç

İslâm'a göre sağlam ve sağlıklı bir aile, ahlaki bir temele dayalı olarak giderilmesi, kural ve ahlak dışı bir yola tevessül edilmemesi, eşlerin sorumluluk duygusuyla hareket etmesi, birbirlerine sevgi ve saygı göstermesi, sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, sabır ve sadakat göstermesi, ve nihayet bütün bunları sürekli yapmakla mümkündür Sevgi, saygı, sadakat sorumluluk bilinci, ve sabır bir veya birkaç kere kullanılıp atılacak bir şey değildir. Bunların devamlı ve sürekli olması gerekir. Bunun anlamı, aile içinde sevgiyi, saygıyı, sorumluluğu, sabrı ve sadakati bir kere veya birkaç kere değil, devamlı ve sürekli yapmak demektir. Sevgi, bir defa gösterilen ve sonra terk edilen bir duygu olmamalıdır. Aynı şekilde saygı da, sorumluluk ta, sabır da, sadakat da devamlı ve sürekli olmak zorundadır.

Bu etkenlerden her hangi birinin eksikliği aileyi çökertmeye ve yıkmaya sebep olabilir. Şu da bir gerçektir ki, nasıl ki hücreler birleşerek insan vücudunu meydana getirmişlerse, aileler de toplumu meydana getirmişlerdir. Bu sebeple aile toplumun bölünme ve parçalanma kabul etmeyen en küçük birimidir. Ailenin yıkımı ve bu yıkımın gittikçe artması sosyal bünyenin dolayısıyla millet bütünlüğünün parçalanması demektir. Bu nedenle hücrelerin ölümü ile ailenin ölümünü, ailenin yıkımı ise sosyal bünyenin ölümünü hazırlamaktadır.

İnsan vücudunu korumak için alınan koruyucu hekimlik tedbirleri nasıl lüzumlu ise, aileyi korumak için de alman tedbirler o kadar lüzumludur. Bunun için İslâm, evlilikte nikah kuralını getirmiş, boşanmaya mecbur kalınmadıkça ruhsat vermemiştir. Ailenin sürekliliğinde bu ilke ve kuralların varlığı, hayati bir öneme haiz olduğunda asla şüphe edilmemelidir. Aile geleceğimizi kendilerine emanet edeceğimiz evlatlarımızın yetiştikleri ve eğitildikleri ortamlardır. Bu ortam ne kadar sağlıklı olursa, yetişen nesiller de o kadar sağlıklı olurlar. Bunun için Dorothy  Law Nolte’nin şu dizeleri ne kadar da anlamlıdır:

“Eğer bir çocuk

Eleştiri ile yaşarsa kınamayı,

Düşmanlıkla yaşarsa savaşmayı,

Utançla yaşarsa suçlu hissetmeyi,

Hoşgörü ile yaşarsa sabırlı olmayı,

Övgü ile yaşarsa değer vermeyi,

Alayla yaşarsa utanmayı,

Adil yaşarsa adaleti,

Güvence ile yaşarsa inanmayı,

Dürüstlük ile yaşarsa doğruyu,

Yüreklendirmeyle yaşarsa kendine güvenmeyi,

Arkadaşla yaşarsa dünyada sevgi bulmayı,

Onaylama ile yaşarsa kendinden hoşlanmayı öğrenir”

Bir şairimiz de şöyle der:

“Kavgayı bir ağaç yaprağına yazmak isterdim,

Sonbahar gelince kurusun diye,

Öfkeyi bulutların üstüne yazmak isterdim,

Yağmur yağsın, bulut yok olsun diye,

Nefreti karların üstüne yazmak isterdim

Güneş açsın, karlar erisin diye,

Dostluğu ve sevgiyi çocukların yüreğine yazmak isterdim,

Onlar, büyüsün dünyayı sarsın diye”

Bütün bunların olması, sağlıklı bir ailenin olmasına bağlıdır. Sağlıklı bir aile de ancak sağlam temeller üzerine kurulduğunda, ilkelere ve kurallara uyulduğunda meydana gelecektir Kuran bunu sağlamak için insan fıtratına uygun ilkeler ve kurallar getirmiş ve bu ilkelerin korunması, devamlılığı ve sürekliliği konusuna da özel itina gösterilmesini istemiştir.

Bu yazı toplam 5278 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Ndm
26 Eylül 2016 Pazartesi 21:59
21:59
Celal hocama saygılar.Karadenizden yetişen büyük bir bilim ilim adamı.Kıymeti bilinmeli.
78.170.30.67
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Haber Ordu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0452 777 5 666 | Haber Scripti: CM Bilişim