22 Mayıs 2012 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ramazanda Mukabele Okunuyor, Ama...
09 Ağustos 2011 Salı 20:49

Ramazan'da Mukabele Okunuyor, Ama...

Ramazan'dan Sonra da Böyle OkunsaydıOkunsaydı da Kur'an İle Amel EdilseydiDünya Adaletle Dolardı Hiçbir Kriz OlmazdıÇağ Dışı Dediler Ameli BıraktırdılarAmel Edenleri AstırdılarŞarkı Gibi Okuttular

Ramazan'da Mukabele Okunuyor, Ama...

Ramazan'dan Sonra da Böyle Okunsaydı

Okunsaydı da Kur'an İle Amel Edilseydi

Dünya Adaletle Dolardı Hiçbir Kriz Olmazdı

Çağ Dışı Dediler Ameli Bıraktırdılar

Amel Edenleri Astırdılar

Şarkı Gibi Okuttular

Kur’ân, Elif harfi ile başlar, Sin harfi biter. İkisi yan yana yazıldığında Arapça’da ‘’ÜS’’ ifade eder ki, temel, binanın temeli, her şeyin başlangıcı, her şeyin eseri, sermaye ve insan kalbi anlamlarına gelir.

‘’ÜS’’ kelimesinin Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ndeki anlamından bir kaçı da şöyledir: 1-Bazı görevleri yürütebilmek amacıyla kurulan özel yapıları, donatımları, ilişkileri, onarım yerleri, servis alanları olan sürekli veya geçici olarak konaklanılan yer, 2-Harekâtın yürütülebilmesi için gerekli birliklerin, her türlü gereçlerin tamamlandığı, techîzâtın toplandığı, dağıtıldığı bölge. Bu anlamlara göre Kur’ân harfleri rast gele sıralanmamıştır.

Ayrıca, Kur’ân, ‘’ALLÂH’’ ismiyle başlar, insanlar anlamına gelen ‘’NÂS’’ ile biter ki, o da şöyledir: İlk sure; Fâtiha Sûresi’ndeki ikinci kelime olan ‘’ELHAMDU LİLLÂH’’ ve son sure olan Nâs Sûresi’nin son kelimesi ‘’NÂS’’ kelimesidir.

Kur’ân’ın isim olarak sıralanması da kısaca şunu ifade eder; Kur’ân, Allah ile insanlar arası ilişkileri düzenleyen kitaptır. Bu sıralanış da rast gele değildir.

Harf sayısı bakımından da Kur’ân’ın ortası Kehf Sûresi’nin 19. âyetindeki ‘’VELYETELATTAF: وليتلطف’’ kelimesindeki TE ve TE’den sonra gelen LAM harfidir. T harfi birinci yarıya, LAM harfi ikinci yarıya aittir. Bu kelimenin anlamı: ‘’NAZİK DAVRANSIN!’’demektir. Bu da demektir ki, ‘’İNSANLAR BİRBİRLERİNE NAZİK DAVRANSIN, KABA DAVRANMASIN, KIRICI OLMASIN, BİRLERİNE MERHAMETLİ OLSUN!’’

Yukarıdaki sıralanmalar rast gele olmadığı gibi, sûrelerin ve ayetlerin de sıralanışı rast gele değildir.

Şimdi gelelim asıl konuya:

Kısaca yazarsak,

Okunup amel edilmesi, gereğinin yerine getirilmesi için indirilen Kur’ân’ın muhatabı yaşayan insanlardır: ‘’Yaşayana, hayatta olana insan’’ denir, ‘’yaşamayana, hayatta olmayana ölü’’ veya ‘’mevtâ’’ denir. Yasin Sûresi’nin 69 ile 70. ayetlerinde Kur’ân’ın dirilere, yaşayanlara seslendiği bizzat Allâh tarafından belirtilir.

Kur’ân hükümleri ile tam yaşayan toplumlar yaşadıkları devirde dünyanın en mutlu toplumları olmuştur. Peygamberimiz devrine bundan dolayı Mutluluk Devri anlamına gelen ‘’ASR-I SAÂDET’’ denilmiştir. Yani toplumun her köşesinde huzur, güven, emniyet, asayiş, nizam, intizam ve istikrar vardı. Bu dönem, daha sonraki müslüman nesillere örnek olan mutluluk ve saâdet dönemiydi.

Kur’ân onları öyle etkilemiştir ki, insanca yaşamak için yurtlarını, evlerini, tarlalarını, bağlarını, bahçelerini Mekke’de terk ederek, hısım ve akrabalarını bırakarak başka yerlere göç etmişlerdir. Göç edenleri karşılayan Medineliler de yine Kur’ân etkisiyle onları bağrına basıp kendi yer ve yurtlarına, bağlarına, bahçelerine karşılıksız ortak etmişlerdir.

Bu ortaklığa, İslam Tarihi’nde Ensâr-Muhâcir Kardeşliği denilmiştir ki, tarihte bir benzeri olmadığı gibi Asr-ı Saâdet’in de bir benzeri yoktur.

Bundan sonra da yine İslâm Toplumları, Kur’ân’a sarılıp Kur’ân Hükümleri’yle tam yaşadıklarında dünyanın ‘’En Medenî’’ toplumları olmuşlar, Kur’ân Hükümleri’nden sapmalar başladığında yıkılmışlardır.

Ve yine, Kur’ân’da anlatıldığı gibi, Peygamberlere karşı gelen kavimlerin yaşama şekilleri incelendiğinde Allah’ın emirlerine karşı gelenlerin Allah tarafından cezalandırılarak helak edildiği, Allah’ın emirlerine uyanların da helakten kurtulduğu görülür.

Bu gün dünya bakıldığında, Müslümanlar dahil olmak üzere hiçbir ülkede huzur yoktur. Bunun tek sebebi ise, Allah’ın emirlerine isyandır.

Kısaca söylersek, Kur’ân Hükümleri’nin hiçe sayıldığı, adaletin ve paylaşımın bittiği yerde her türlü fitne, fesat ve ekonomik sıkıntılar başlar.

Kapitalist Ekonomi Sistemi’nin çökmeye başlaması da bu yüzdendir.

Bizler Kur’ân okuyoruz ancak, içeriğinden uzak durarak şarki gibi okuyoruz. Hatta, şarkı gibi okumayanları, okuyamayanları beğenmiyoruz.

Beğenmeyiz de, çünkü bizler öyle yetiştirildik. Kur’ân Hükümleri’ni bıraktırıp şarkı gibi okumaya alıştırıldık. Şarkı gibi okusak da, kamusal alan safsatası korkusuyla belirlenen yerlerin dışında okuyamadık, irticâ hortluyor diye de okutmadılar, okuyanlar da binbir iftira ve hileyle, düzmece suçlarla dar ağaçlarında asıldı.

Kur’ân’ı Ramazan Ayı’ndaki gibi Ramazan dışında da okusaydık ve hükümlerini yaşasaydık, bu gün dünyanın süper gücü ve en medeni insanları bizler olurduk!

İslam, dört duvarın arasına sıkıştırılan bir din değildir. İslam, dünya ve âhiret dengesini sağlayan, bir tek Allah’a hakkıyla kul olma dinidir.

İslam Dini, hükümlerinin bir kısmı beğenilen, bir kısmı beğenilmeyen bir din de değildir. İslam Dini bir bütündür. Bütünden bir kısım ayrılırsa, bütün bozulur.

Yazan: HİMAMOĞLU

Bu haber toplam 1764 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.