• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • Ordu 12 °C

SON OLARAK KAN DAVASI

Hayrettin Arıcan

 15 Temmuz gecesi yaşadığımız, ideolojik kamplaşmanın ve kavganın zirvesiydi. Burada tarafların ne kadar acımasız olduğuna şahit olduk. Yaşanacakları tahmin etmeme rağmen gerçekleşeceğine dair inancım zayıftı. Teorikte söylenebilecek, fakat pratiğe yansıtılamayacağını düşündüğüm  şeyleri yaşarken yaşadığım hengame, gürültü, patırtı bir yana, sabah olup eve döndüğümde  neler olduğunu anlamaya çalışırken uyumuşum. Uyandığımda aklıma gelen ilk soru şu olmuştu; olay atlatıldı atlatılmasını ama sonuçları ne olacaktı? Ne kadar sürecek, tahribatı ne olacaktı. Şu aşamada bunları kestirmek mümkün değildi. Aklıma gelen en kötü şey; uzun yıllar sürecek ideolojik bir kavganın başında mıydık, bu yaşanabilecek en zor şeydi.     


Bu türden büyük toplumsal olayların kazananı ve kaybedeninden ziyade olayın etki alanında kalan bireyin yaşadığı sorunların birey üzerinde bıraktığı etki daha yıkıcı oluyordu. Bizim bu yazı ile anlatmaya çalıştığımız asıl mesele de olayların birey üzerindeki etkileri ve bireyin üzerinden topluma yansıması, bireyin toplumdan koptuğunda yaşayabileceği sorunları gün yüzüne çıkarmaktı, ancak meseleyi etraflıca anlatınca kendimizle birlikte yaşanan süreci de kendi hikayemiz üzerinden izah etmeye çalıştık. Belki de bu yüzden yaşanan bu yeni durumun sonuçları benim için daha önemliydi. Gerçi bizler iki durum yaşamıştık; birinci durum karşı cenah ile yaptığımız kavga, bir de kendi iç bölünmelerimizle  yaşadığımız sancılı süreç. Her iki durum da şahsi olarak çok ciddi hasarlar oluşturdu. Özelikle son durum liderin etrafında kopma süreci günlerce uykusuz kalmama ve muhasebe yapamama sebep olmuştur. Omuz omuza olduklarınızla karşı karşıya geliyordunuz ve suçlamalar çok ağırdı. Bizim  kuşağımız ve bir üst kuşağımız İslami hassasiyeti olanlar için zorlu bir zaman dilimiydi.  Birçok acıyı ve ezilmişliği yaşayanlar olarak aramızda ezilenlerin ve horlananların zirveye çıktığına şahit olduk. Bizler kendi hayatımıza döndüğümüzde günlük yaşam için biraz zorlandık, alışamadık, hatta zaman zaman aramızdaki bazı arkadaşlarımız ileri derecede ruh hastası oldu. O günleden aklımdan kalan bir anı; ellerimi göğüs hizasında kavuşturup dükkanımın eşiğinde sağ omzumu kapının taşıyıcısına dayayıp caddenin alt başından bulunduğum bölgeye kadar olan kısmı gözler imle derinden süzerek, nedendir bilinmez hiçbir ayrıntı gözümden kaçmasın istiyordum. Rüzgar caddenin alt tarafından birkaç yaprak ve ambalaj kağıdını önüne katmış onları kah taş zemine vuruyor,  kah bir insan boyunda havlandırıyor, bir müddet havada taşıyor, caddedeki insanlar da  rüzgarın bu yolculuğuna ondan kaçarak yardımcı oluyorlardı. Cadde fazla kalabalık değildi. Ben kendimi öylesine olup bitene daldırmışım ki, dükkan sahibinin selamı ile irkildim. "Eşikte durma koçum nasibin kesilir” dedi, He ya nasip deyip belki de boşluğa  bıraktığım bedenimi ve düşüncelerimi toplayıp deli kızın çığlığı ile daha bir kendime geldim, zavallı mesai başlamadan sokağa çıkıyordu, akşam karanlığına kadar da yollarda “siii, diii, biii,” diye koşup duruyordu. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Zihnimde ;bir ara Hasan Cemal’in “kimse kızmasın ben kendimi yazdım” eserindeki gibi Doğan Avcıoğlu’nun mezarının başında söyledikleri belirdi. Herhalde bu sefer de bizler ideolojik kan davasının kurbanlarıydık. Bu türden dalgınlıklarım oluy ordu. Kendime geldiğimde uzunca bir süre boş gözlerle boş boş bakınıyordum. Bu ben miyim?, burada ne arıyorum? diye düşünürken etrafımda olup bitenlere bakarak nerede olduğumu bulmaya çalışıyordum.  Ticaret yapmak en büyük hayalimdi, fakat bakkal olmak hiçbir zaman aklıma gelmemişti. Evet işte bakkaldım, geçmişe dair tüm gerçeklerimi bırakıp tüm özlemlerimle vedalaşıp nasibimi, rızkımı arıyordum. İnsan alışırmış ve unuturmuş geçmişi, unutup alışmaya çalışıyordum. Benim için kolay olmayan bu serüvende bazen saatlerce kendimi arıyordum; nerde hata yapmıştım, inandıklarım mı yanlıştı, inandığım insanlar mı yanlıştı. Alışamadığım mekanlar, alışıpta unuttuğum mekanlar mı, öylesine bir karmaşa ki bazen unutmak için sürekli olarak dükkanın içinde çalışıyordum. Bir rüyanın içinde olduğumu zannederek neredeyim diye söyleniyordum. Hiç kuşkusuz zor bir iç hesaplaşmanın peşinde uzun uzun caddeyi seyretmek bende alışkanlık olmuştu. Her seferinde kendime geldiğimde üzerime bir hüzün çöküyordu. 

 

En güzel anlar düşüncelerimizin aynı istikamete yolculuk yaptığı arkadaşlarımızla bir araya gelmekti. Bir çoğumuz elimizde ciddi diplomalarla kim olduğumuzu cevaplamaya çalışırken, aynı zamanda bu soruyu cevaplamak için bir birimize yardımcı oluyorduk. Kocaeli İzmit Alikahya’daki ideal dostluklarımızın gelecek kaygısı yoktu, çoğumuz bekardık ve geçindirmek zorunda olduğumuz bir ailemiz yoktu. Ben nispeten memnun olmasam da bir yerden başlamıştım, diğerlerine göre umutluydum. Bu süreçte Ankara ilahiyat mezunu Ahmet Kesgin birçok konuda hepimize daha yüksek iddialar ile can suyu veriyordu, son bir hamle için belki ama sonunu getirebileceğimizden emin değildim. Ben bu süreçte sonuna kadar direndim, birçok arkadaşımız cesaret edememişti. Bu yüzden onları asla kınamadım. Öncelikleri vardı, saygı duymak gerekiyordu. Alikahya bana hep küçük bir Türkiye gibi geliyordu. Burada ticarette iyi günler göreceğime dair hiçbir şüphem yoktu, fakat kendimi özleyeceğimi ve kendime hasret yaşayacağımı biliyordum. Ne kadar çok kazanırsam kazanayım kendimi yaşamamış olacaktım. Bu yüzden memnuniyetsizdim. Dostlarımızla yaptığımız uzun sohbetlerden aldığım hazzı ve keyfi anlatamam, özelikle Ahme t Kesgin ile yaptığımız uzun soluklu sohbetler ile kendime çıkış arıyordum.
Yıllar ilerledikçe arkadaşlarımız kendi iş dünyalarına dalınca bu sohbetten de mahrum kaldım. Bazıları şehir dışına çıkmışlardı, ben de şehirde yeni tanıdıklar ile yeni arkadaşlıklar kurup unutmaya başlamış ve yeni duruma alışmıştım. Kenarda bir yerlerde özne olmaktansa normal olmaya çalışarak yaşıyordum. Bu zor ve uzun soluklu süreçte her zaman yanımda olan ve beni hiç yalnız bırakmayan küçük adam büyük dost Mehmet Şahin'e her zaman minnettar kalacağım, edebiyat heyecanına ortak olduğum Fehmi Demir abimin varlığı hep yalnız olmadığımı hatırlatmıştır. Ben bu şekilde yirmili yaşlarda cevapladığım soruların yerini yeni sorular alırken, kırklı yaşlarda yeni sorulara bulacağım cevaplar ile bir müddet daha Allah ömür verirse yaşayacağım, ama artık hiçbir zaman üst üste yüz metreyi on dört saniyede koşamayacağımı anlatmaya çalıştığım. Uzun soluklu ideolojik kan davası yazımda kavganın seyrini ve tarihsel boyutunu izah ettim, bir de bu kavgada merkezden savrulup yaşam mücadelesi verenlerin hikayesine sizleri tanık etmek istedim. Aslında bu büyük kavganın tarafları olan bizler bir sonraki süreçte ciddi mağduriyetler yaşıyoruz, Ne yazık ki bizim ülkemizde bu türden mağduriyetler bizim kuşakta da, bir önceki kuşakta da oldukça fazladır. Bu kavganın derinliği bizim hayatı tanımamıza ve yaşamayı öğrenmemize engeller olur. Bu kavgada eğitimimizi erteleriz, sevgimizi, sevgilimizi erteleriz. Atalarımıza karşı asi olur, söylemlerimizin bir karar olduğunu düşünür, tavsiye niteliğini kaybederiz. Ötekine tahammülsüz oluruz, kutsal davamızı yaşamak için var gücümüzle savaşır, rakiplerimize karşı acımasız ve merhametsiz oluruz. Yeni Türkiye’nin ve siyasetin en büyük görevi bu kavgaya, ayrışmaya engel olmaktır. Çünkü mübarek ve muhtrem olan insandır.

Bu yazı toplam 802 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Haber Ordu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0452 777 5 666 | Haber Scripti: CM Bilişim