• BIST 94.783
  • Altın 246,082
  • Dolar 5,9336
  • Euro 6,6209
  • Ordu 15 °C

YAKTIN BENİ MUHTAR!

Muzaffer GÜNAY

Bir kaç yıl önce denize kıyısı olan şehirlerden birinin iyice Batıcı olmuş modern bir köyünde mesleğini hala orada icra eden bir hemşehrimden dinlediğim bir “Muhtarlık Seçimi ve Sonrası” hikayesini çok ibretlik bulduğum için buraya almayı faydalı bulmaktayım. Dinleyelim:

            “Büyükçe bir akarsuyun yakınlarında epey düz ve nerede ise ovamsı alana kurulu bir köy. Nüfusu iki bin civarında. Oldukça gelişmiş olup neredeyse bir kasaba görünümünde.

            Manevi değerlere pek duyarlılığı olmayan insanların bolca bulunduğu bu köyde yerel seçimlere dört ay kadar bir süre vardı.Adaylar yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı.Köylüler geçen dönemlerde seçtiği muhtarlardan pek bir hizmet görmediklerinden yakınıp durmaktaydılar.11 yıldan beri görev yaptığım bu köyde,kimin ne olduğunu biliyordum.İnsanlar yakınmalarında haklı idiler.İki dönemdir muhtarlık yapan L…..yi seçmeyeceklerinden emindim.Adam’ı Allah kulu sevmiyordu. Vaktinin büyük kısmını bağlı olduğu şehirde geçiriyordu çünkü. Bayramda, cenazede, düğünde köye gelir, bir iki gün kalıp dönerdi. Bir kabahati daha vardı ki, köy sakinleri bir türlü kabullenemiyordu.6-7 sene önce akarsu kenarında bir HES inşaatı başlamıştı. Dışarıdan gelen çevreciler, köylüleri bir çeşit örgütleyerek HES’e karşı çıkmaları bağlamında epey bilinçlendirmişlerdi.

                Fakat, Muhtar köylünün aksine, HES’çileri savunuyordu. Neden sonra, büyük paralar karşılığı köyün otantik dokusuna büyük zarar veren HES inşaatına destek verdiği anlaşılmıştı. Daha başka küçüklü, büyüklü daha böyle birkaç kirli işlerin de içinde ismi geçmekteydi.

            İki dönem önceki muhtar ise, bana anlattıklarına göre akarsu üzerine yapılan köprünün taşeronluğu almış ama yaptığı köprü, birkaç yıl geçmeden çökmüştü.

             O muhtardan önceki muhtarın da, benzeri kirli işlere çok kereler adı karışmış.

            Hasılı köylünün yüzü muhtarlardan yana hiç gülmemiş.

            Bu sefer ne yapacaklarına dair büyük bir kafa karışıklığı yaşıyordu köylüler. Bilhassa yaşlılar..

            Beş aday çıkmıştı. İkisi, eski muhtarlardandı. Üçü ise ilk kez aday olmuştu. Halk nerede ise beş’e bölünmüştü. Çoğunluğun üzerinde anlaştığı bir aday henüz yoktu. Sizde bilirsiniz, köy yerleşkelerinde herkes kimin hangi adaya oy vereceğini üç aşağı, beş yukarı bilir.Bu köyde de böyle idi.

            Adaylar hem yaş, hem de kişisel kimlik/karakter olarak birbirlerinden epey farklı idi.Yalnız birini ben de yeni tanıdım.Bu kişi,köyüne bir sene kadar önce yerleşen emekli bir bürokrattı.

            Köyün yaşlıları bir araya gelip anılan bu şahsı aday göstermek için bir kampanya başlattı.

            Seçim zamanı yaklaşıyordu. Pek bir zaman kalmamıştı. Köyün en zengin zeytin üreticisi ve aynı zamanda herkesin hürmet ettiği Hacı Hulusi Efendi, köylüleri ayrı yerlerde ve ayrı zamanlarda üçerli, beşerli gruplar halinde toplayarak büyük bir azimle emekli bürokratı muhtar yapmak için büyük bir çaba içinde girdi.

            “Niçin bu adamı muhtar yapmak istiyorsun?” diye sıkça sorulan bir soruya şöyle karşılık vermekteydi:

            “ L. Bey,gün görmüş,devlet umuru çekmiş bir adam.Hizmetin ne olduğunu biliyor.20 seneden fazla ……………………..müdürlüğü yaptı D………..de..Adının kötü işlere karıştığını bilen, duyan oldu mu?Olmadı.Bir de dindar adam. Hatta daha çok bunun için muhtar olmalı.. Dindardan kimseye zarar gelmez. Her vakti değilse de bir iki vakit camide bizimle saf tutuyor,öte taraftan.Dinimizle arasına mesafe koyanları denedik de ne gördük?”

            Hacı Hulusi Efendi, onca yaşına rağmen gece gündüz demedi,koşuşturdu,anlattı,ikna etti. Seçim günü gelip çattı. Akşam saat  18.00’de sandıklar açıldı.Emekli Bürdokrat,en yakın rakibinden 200 fazla oy alarak muhtar seçildi..L. için muhtarlık çocuk oyuncağı gibi bir şey olmalıydı. Öyle ya çeyrek asra yakın büyük makamlarda vazife yapmıştı..Herkes böyle düşünüyordu.İlk sene içinde bakan dahil devlet büyükleri köye geldi.Daha önceleri bir, iki vali gelmiş benden önce.

            Derken, yüksek dağların arasından geçerek akarsuyun üst taraflarına kadar inen 12 km.lik muhteşem bir kanyonu turizme açmak için harekete geçti Muhtar. Bir kaç yüz dönümlük arazinin istimlaki gerekiyordu. Fakat, sudan ucuza kapatmak istiyordu bir özel şirket. Köylü isyana başladı.Muhtar L…arazisini vermek istemeyenleri tehdit etmeye başlamasın mı?.. Buna en çok Hacı Hulusi Efendi isyan etti.Nitekim,bir Cuma sonrası,cami çıkışında ” Dinle Muhtar, dedi,dinle beni,biz seni, iyi muhtarlık yapasın diye seçtik.Halka zulmedesin diye değil.. Dindar olduğuna güvendik..Ne diye baskı yapıyorsun yerini vermek istemeyenlere?::”

            Muhtar ne yapsa beğenirsin?Ne yapacak, yaşlı adamcağızın yakasına yapışarak ”yaşına hürmetimiz vardır Hacı Abi,burası turizme açıldığında hepimiz zengin olacağız..hepimiz..Var mı daha ötesi..Senden köstek değil,destek vermeni beklerim” diyerek adeta tehdit etti.

            Kahrından yere yığıldı Hacı Hulusi Efendi. Herkesi bir telaş, bir korku aldı.

            Neticede, Muhtar’ın dediği oldu. Arazi sahipleri öyle ya da böyle arazilerini değerinin çok altında şirkete satmaktan kurtulamadı.

            Kısa sayılabilecek zamanda kanyon turizme açıldı. Büyük başarı  gösterdi Muhtar. Hakkını yememek lazım. Fakat, Şehir’de değeri dudak uçuklatan iki villa aldığını duyduk.

            Bir şey daha duyduk. Bürokrat iken,rüşvetten beş, altı kez yargılanmış..Meğer bizim Muhtar,gayri menkul ağası imiş öteden beri..

            Hacı Hulusi Efendi mi?

            ”Yaktın Beni Muhtar!.”diye diye vefa etti.

Bu yazı toplam 856 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Haber Ordu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0452 777 5 666 | Haber Scripti: CM Bilişim