Bildim!!.Bidiğimden nesi!?.“Hadi!..”bilgeçliği sunmalı… şaşkınlığa ne gereği!?.Hayra da yormalı!.. Ama gel gör ki yaşanandan aynası!..Hem, bunda bilmeyecek ne var’kilerde…Akıl, fikir, îzân yürütmelerde… incecik hesâba ne gerek!?.Şöyle kabaca “fikir yürütmek!..” bildim, demek…Ayrıca şu kişide demişti, o dediyse kesindir, duyulandan bilinen!!.Bildim denilen ;Diplomasız yetmezi, diplomalı yeterinden yetsin!..öğretilen bilinenle bilinsin… bilmeye zemînsin diploma, dedirtsin..!Astarı yüz bilen..! yüzünde astar çöp mesâbesine gelen..!Öyleyken böyle de…“Hakîkâtinde nedir!?.”sorgusu da yersizdir!..Tâbiri câizden nihâyet:”Her ne ise de,bunda ve bundandır,böyledir kesin!!.”de… Bildim mevzûu çerçevesinde merâkedegeldiğim önceki dönemlerden esen; dolu dolu mütevâzi bilgi kokusunun günümüze izdüşümü nasıl olurdu?!. O vakitler de biliyorum’u kolaylıkla söylerler miydi, kim bilir’in gölgesinde saklı gerçeğin ayak seslerinden kalmayan izlerde…İzlerden toz yumağı kaç yolluk mesâfe adımları…O vakitler,bilinen hepsini tamamına sığdırmak kolay olmalıydı, binbir zâhmetin Râhmetle hemhâlliğinde. Herkes emînlikte bildiğini yapmaktan şunu da biliyorum, diyemeyeceği meşâkkâtler meşgûlü zamanlarda…belki de bu hâl iyiydi. İnsan; boşluklarda inâtlıkla doluyu boşa ısrârda; selâmet gemisine “şunu da bilemem” diyerek, çıkamıyordu… Dahasına ilerleyen boyutta öyle bir sonuç çıkıyordu ki; soru soramayan salt fikre yöneliyordu… Salt fikrin doğumu sorgusuzluk netîcesiydi…Öyle ki…sormak, ürküten bir unsur oluyordu. Akla zararlık görülen ama’sı ve sonrasına bakılmayan bu döngüde sorulamayanlar boyut değiştiriyor. Katmerlendikçe ve güvenilir kaynaklara ulaşamamak etkeni de eklenmekle birer parçacık duyumsal bilgiler bütünüyle bildim öğün’lüğü ortaya çıkıyordu. Doyuruculuğu tartışılır bu durum, belli süre sonra doğru –yanlış karışımı serüvene yol alıyordu…karışımlar seyrî sanrıların dostluğuna mest olmaklıkla kendinden geçiyor ve çıkılmaz düşüşler farkettirmeyecek şuûr uyuşukluğuyla yalpalayan kuru nefeslere dönüyordu… Problemleri söylemek; ortada olan kandırmacalar yığılmışlığına, çözümsüz kalmakla ne anlam yükler.!?.Ama buna rağmen diğer açıdan, olaylara bütünselliğiyle baktığımızda çözümler için problemleri görmek, bilmek, farketmek ehemmîyetiyle çözüme odaklanılabilir ve bu yönde îtimâd edilir öneriler çıkabilir. Elbelt;kesinliği, ölçüsü bilinemeyecek, gereklilik gerçeği ya da gerçeğindeki gereklilikten haberdâr olması beklenen… Tüm bu izâhına güç yetirme uğraşındaki görülmeyen, kâle alınmayan konuya istînâden hayât bâhsidir, tümü…yaşamak, gelmek ve gitmekteki düğümde… Bir yoldur, bin yoldan ayrılması gereken…sözlerin bittiği ânlara sığan…Sanılanın aksine ilerlemesiyle yolunu bulacak, düzlüğün efsâneleşen zîrvesi… Avuçlarda aranan, ellerin sorumlu tutulduğu çâresizliğin en ücrâ köşesi… Devâsâlaşan en ücrâ köşelerin meydânlarda yerini almasına fırsattır tüm bunlardan mülhem bilinenler çokluğu… Sonrasında müthiş tazyîkte sancılar kaos’u!.. Sanrılar sancısı!.. Olanlar…olmayanlar…ve; olması gerekenler…sorgusunda değer olanlar!.. İnsana yeterini bilmekten ötesine uzanan birçoğunun kıtlığını geçtik…sanrısal durumlarının emînlik bilgisinde bilinçli dirâyetlerini bulmakla başlamalı. Bu dirâyet, hayâtın her safhasında, hayâtın her nefesindeki mücâdeyle uyumludur…Mücâdelenin “yılmaklı olumsuz potansiye”li değil, belli kabûllenişle gerçekçi adımların buluşması için bilinen ve bilinmeyenler ve illâki bilinmesi gerekenler ve benim bilmem gerekenler toplamının anâliz figürünü oluşturması açısından önemlidir. Bu anâlizin başlangıç noktası; olmaya da bilir, bilmediğim yönünü bilmeliyim ki gerçeğine yol alabileyim ve en ayrıntı ayrımı, anlaşılması güç olan bendeki istidâd odaklı, faydalı-faydalı olmaya vesîle olabilecek bilgi-bilgim nedir farkındalığını doğuracak bilinç ve sorgu düzeyi olduğunda değişecek birçok durumu görebiliriz.Velhâsıl; mevcût olan konuya şimdilik giriş sâdedinde dikkât çekmekle bırakıp, devâmı hasebînden sonrasına intikâl son sözü ekleyelim. İstikâmeti bildiklerimiz çizerken, bildim sanılan bilmediğimiz sanrıları; denge yitiğinin âlâsı uçurum kenârı yaşantılarında, körebe oyunu macerâsına ve farkedilmeyen görüş mesâfesizliğinin ferâset yokluğuna dönüşür… Bu durum yaşamak denilen’in zânlısı yaşam olur..! Durum böyleyken; hayra çevirmekle, bu durumun nîce bilemeyeceğimiz fenâsından Hak saklasın!..Sâlihâ ÇOŞKUN
Yorum yazarak
topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Ordu hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorum Yazın