Haber Ordu Ordu Haberleri
KÖŞE YAZILARI

BU ÜLKEDE KİMLERİN DAMGALANDIĞINI HERKES ÇOK İYİ BİLİYOR!...

Orhan Yücel
31 Ocak 2022 10:51
Son Güncelleme: 31 Ocak 2022 10:51
Bu ülkede ne hikmetse, geçmişte dini yaşantısından dolayı mağdur edilen milyonlarca insanlar mevcutken, dindar insanlardan daha çok dindarlara baskı ve dayatmalarda bulunanların, dindarların dini yaşantıdan uzak olanlara baskı yapacağı korkusu salınmaya çalışılmaktadır. Dindar insanların devlet kademelerinde yönetimin en tepesine kadar gelmesinden rahatsızlık duyan çevreler, şimdi de dindar insanların dini yaşantıdan uzak insanlara karşı baskı uygulayabileceklerini sıkça gündeme taşımaya çalışıyorlar. Halbuki, bu ülkede yıllardan beri dindar insanlar üzerinde, dini yaşantılarından uzaklaşması yönünde geçmişte çok sert ve katı bir şekilde baskı zaten uygulanmıştır. Bir zamanlar, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Türkan Saylan, derneğin Beyoğlu'ndaki genel merkezinde yapılan toplantıda, geçmişte yaptığı konuşmasında; “Din dersi, ders dışı günlerde verilmeli. Böylece derse katılmayanların damgalanması engellenir” demiş. Din dersinin 12 Eylül'ün ürünü olduğunu savunan Türkan Saylan, “Laikliği Anayasası'na almış bir devlette tek yönlü din dersleri zorunlu olamaz. Zorunlu din dersi 15 yaşına kadar velinin, daha sonra da öğrencinin özgür isteğine ve başvurusuna bırakılmalı. Okullarda ders dışı günlerde (Cumartesi) din dersi verilmeli. Böylece derse katılmayanların damgalanması engellenir. Bu da barışa hizmet eder” diye konuşmuştu. Ramazan ayında baskı ve şiddet ihtiva eden tutumların arttığını iddia eden Türkan Saylan, “Ramazan ayında kurumların üst düzey yöneticileri, çalışanların oruç tutup tutmadıklarını, Cuma'ya gidip gitmediklerini, kurumlarında mescit olup olmadığını belirliyor” şeklinde konuşmuştu. Türkan Saylan bu milleti ne yerine koyarak bunları söyleyebilmişti, şaşırmamak elde değil. Bugüne kadar din dersine gitmeyenleri kim damgalamış ve karşılığında müeyyide uygulanmış. O günlerde İlkokulu bitirmeyen çocukların din dersi alması bile yasaktı. Madem okullarda din dersi verilmesini istemiyorlardı, O zaman çocukların Kur’an kurslarına gitmesine neden yaş sınırlaması koymuşlardı. İsteyen veli, istediği yaşta çocuğunu dini bilgileri veren kurslara gönderebilmeliydi. Benim asıl üzerinde durmak istediğim husus, Sayın Saylan’ın Ramazan ayında kurumların üst düzey yöneticilerinin, çalışanların oruç tutup tutmadıklarını, cumaya gidip gitmediklerini, kurumlarında mescit olup olmadığını belirlediklerini söylemişti. Ben de Türkiye’nin önemli bir kurumunda 31 yıl hizmet yapmış birisi olarak fiilen yaşadıklarımı ve gördüklerimi anlatmak istiyorum. Bizim kurumda namaz kılan bizler kalorifer dairesinde yere kâğıt serer ve namazımızı kimseyi rahatsız etmeden gizlice kılmaya çalışırdık. Bir gün şube müdürü kalorifer dairesine inmiş, orada namaz kılan bir arkadaşımızı görmüş. Müdahale ederek, ona burada ne yaptığını sormak istemiş. Arkadaşımız namazını bozmamış. Bunun üzerine şube müdürü odasına çıkarak, daire amirini çağırmış ve kurum içinde namaz kılanların bulunduğunu, bundan kendisine neden bilgi verilmediğini sormuş. Ondan sonra da, kurumda namaz kılınmasını yasaklattı. Ramazanlarda oruç tutmayanların değil, oruç tutanların listesi yapılırdı, ama bu oruç tutanların maaşlarından yemek bedeli kesintisinin yapılmaması için kullanılırdı. Bizim kurumda, maaşlar performans değerlendirilmesine göre ödenirdi. Ne hikmetse dini duyarlılığı olan insanlar, damgalanıp düşük performans alırlardı ve ücretleri daha az olurdu. Terfilerde, dini yaşantı içinde olanlar tercih edilmezlerdi. Aşırı dincilikle suçlanırlardı. Bu ülkede geçmişte dini yaşantı içinde olanların ne şekilde fişlendiği, damgalandığı ve cezalandırıldıklarını herkes çok iyi bilmektedir. İnançları gereği başlarını örten kızlarımız okullardan atılmadı mı? Başlarını örten Başbakan, Bakan, Milletvekili eşleri kamu alanı denilerek, bazı yerlere girişleri engellenmedi mi? Başörtülü kadınlarımız askerdeki çocuklarını ziyarete gittiklerinde veya askeri sosyal tesislere girmek istediklerinde, buralardan kovulmadı mı? Cumhurbaşkanımızın eşi bile başörtüsü taktığı dolayısıyla protokol toplantılarından dışlanmadı mı? Eşleri başörtülü, namaz kılan, oruç tutan  devlet memurları damgalanmadı mı? 28 Şubat sürecinde dini duyarlılığı olan kamu görevlilerinin fişlendiği, Askeriyede, namaz kılan, oruç tutan, içki içmeyen, hanımının başı örtülü olan, dini duyarlılığı olan subay ve astsubayların YAŞ kararıyla görevlerinden atıldıklarını, hem de özel sektör de dahil başka kurumlarda çalışmalarına engel olunduğu, velhasıl kelâm, dindarların her konum ve her yerde hep mağdur edildiğini bilmeyenimiz yoktur. Geçmişte dindar insanlar dini yaşantılarından dolayı mağdur edilirlerken, sessiz kalmayı tercih eden, hatta bu uygulamaları teşvik eden bu ve benzeri dernek ve siyasi partilerin,  ne hakla böyle çığırtkanlık yaptıklarını anlamakta zorlanmaktayız. Yoksa bu dernek ve aynı düşünceyi paylaşanlar, dini duyarlılığı olan vatandaşlarımızı insan yerine koymuyorlar ve onların insan haklarından istifade etmeye haklarının bulunmadığına mı inanıyorlar?  

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Ordu hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.