Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi görevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helâl değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevî dergâhına gider ve aynı durumu Mevlâna'ya anlatır. Mevlâna ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş veli'ye de anlattığını, ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlâna 'ya bunun sebebini sorar. Mevlâna şöyle der: -Biz bir karga isek Hacı Bektaş veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir. Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhı'na gider ve Hacı Bektaş veli'ye, Mevlâna'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş veli'ye sorar. Hacı Bektaş da şöyle der: -Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlâna'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir. Şimdi bunu neden anlattık diye düşünenlerimiz mutlaka olmuştur. İçinde yaşadığımız şu günlerde, Mevlâna ve Hacı Bektaş Veli gibi zatların aynı olay karşısındaki bize göre değişik, fakat özde hiç de birbirinden farkı olmayan iki ayrı davranışındaki hoşgörü ve tevazuu’ya dikkat çekmek istedim. İşte bu ruh bizi cihana hükmeden millet yapmış ve Dünyanın en büyük İmparatorluğunu kurmamızda birinci derecede rol oynamıştır. İslâm’ı da en iyi yorumlamamıza ve en güzel şekilde uygulamamıza ve cihana yaymamıza vesile olmuştur. Türk milleti İslâm’la tanıştıktan sonra bu ruha erişmiş ve bu ruhla yücelmiş, Türk-İslâm medeniyetinin doğuşunu gerçekleştirmiştir. Bu iki ruhun kaynaşması ile güçlenmiş, değişik ırk ve dindeki insanların bir arada barış ve huzur içinde yaşamasını ve kaynaşmasını sağlamıştır. Fatih Sultan Mehmet bu ruhla İstanbul’u fethetmiş ve hiç kimsenin inancına, ibadetine yaşantısına karışılmayacağı hususunda Bizans halkına teminat vermiştir. İşte burada o zamanlarda Türk’ün hoşgörüsünü ve laiklik anlayışını bütün Dünyaya göstermiştir. Gerçek laiklik budur işte. Şimdi bizler ne yapıyoruz. Dindar insanlarımıza karşı birleşik cephe oluşturmaya ve dindar insanlarımızı her anlamda toplumun dışına itmeye çalışıyoruz. Dindar insanlarımıza bürokraside olsun, siyasette olsun, eğitimde olsun yer vermemenin yollarını arıyoruz. Halkın hür iradesiyle yapılan seçimler neticesinde bile olsa, dindar insanlarımızın ülke yönetiminde söz sahibi olmasına fırsat tanımamak için her türlü baskı ve dayatmayı yapıyoruz. Mevcut Anayasa, Kanun ve teamülleri bile bir tarafa atıp, kendi dayatmalarımızla dindar insanlarımıza karşı tavır almaktayız. Geçmiş günlerde Cumhurbaşkanı seçimlerinde bunu gösterdik. Dindar birisinin Cumhurbaşkanı olmasını engellemek için her türlü yolu denedik ve bunda başarılı da olduk. Şimdilerde halkımız bu çevrelerce uyarılmakta ve tehdit edilmektedir. Yapılacak seçimlerde dindar insanların oylarını daha dikkatli kullanmaları, daha doğrusu belli çevrelerin isteği doğrultusunda oy kullanması hususunda baskılar ve tehditler yapılmaktadır. Biz de diyoruz ki, bu hususu birde millete soralım. Mevlâna ve Hacı Bektaş Veli’nin davranışına benzer şekilde hoşgörü ve tevazuu’nun ülkemizde hâkim olmasına çalışalım. Böylece ülkede barış, huzur ve kaynaşmanın sağlanmasına, ayrıca birlik ve beraberliğin tesisi ile milletle devletin barışmasına katkıda bulunalım.
Yorum yazarak
topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Ordu hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorum Yazın