Bugün İstanbul fethinin 568. yılını idrak etmiş bulunuyoruz. Cihan tarihinde ve bilhassa İslam aleminde yeni bir çığır açan Fatih Sultan Mehmet, o kahraman askeri ile, Hazret-i Peygamber'in : "Konstantiniye elbette feth olunacaktır, onu fethetmeye muvaffak olan hükümdar, ne güzel hükümdar ve o asker ne güzel askerdir." mealindeki Hadis-i Şeriflerine mâsadak olmuşlar, yüzlerce yıl önceden Lisan- Peygamberi ile tebcîle layık görülmüşlerdir. Peygamber-i Zişan'ın İstanbul fethini tebşîr eden bu mucizesi, Türk Milleti'nin şanlı eli ile tahakkuk etmiştir.Bu Hadis-i Peygamberi milyonlarca İmanlı kalbi, coşturmuş, yanardağlar gibi kükretmiş; önlerine duran düşman kitlelerini ateşe atılan kar topları gibi eritmiştir. Fatih'in, İstanbul'u fethinden evvel, geçen sekiz yüz sene zarfında, muhtelif İslam orduları, birçok defalar, bu Hadis-i Peygamberinin bahsettiği şerefe nail olmak için hareket etmiş, her kumandan "Bu şehri ben fethedeceğim" diye uğraşmıştı.Asıl kumandayı veren Zât-ı Risâlet, asırlarca evvel Ahirete intikal etmiş, bu şehrin fethi için çarpışan kumandanlarla arasından asırlar geçmişti.Fakat Fem-i Saadet'ten sâdir olan bu mübarek söz, pek çok ordulara ilahi bir kuvvet vermekte devâm etmiştir.Konstantiniyye elbette feth olunacaktı; çünkü İslam dinine iman edenler Peygamberlerinin hiçbir zaman hilaf-ı hakıykat söylemeyeceğine inanmışlardı.Bu varlığın Hâlikı olan Allah da Peygamberini beşeriyete böyle bildirmiş, "Benim Resulum yalan söylemez, o doğrudur." diye tanıtmıştı. İlmin, cehle açtığı savaş gibi, "Medrese-i Risâlet" de batıla ve haksızlığa karşı savaş açmış, hakkı üstün kılmak için çarpışan kahramanlar yetiştirmiştir.Bunlar öyle bir muallimden ders alıyorlar ve terbiye görüyorlardı ki, o muallim asırlarca kalplerde yaşayacak, kabrinde yatarken de pek çok kahramanlar terbiye edecekti. Hakıykatte o muallim, Kainatın Hâlikı olan Allah'tan hususi bir terbiye görmüş,"Beni Rabbim terbiye etti, ve güzel de terbiye etti." demişti.İlahi bir terbiye alan o Zat-ı Akdes, öyle arslanlar yetiştirecek, tarihe bambaşka bir veche gösterir kahraman nûmuneleri verecek, Konstantiniyye feth olunacaktır, sözü, onun sözü olduğu tahakkuk edince, orduları harekete getirecekti. O muallim, "İlay-ı Kelimetullah" gayesi etrafında dönen bir güneş, İslam kahramanları da onun etrafını saran yıldızlardı; Hazret-i Peygamber, canıyle, malıyle Allah yolunda çarpışanları semâdaki yıldızlara benzetmiş, kendinden sonra onlara iktida etmeyi ayniyle hidayet saymıştı. Güneş başka bir aleme doğunca, nasıl ki bizim semamızda yıldızlar belirirse, Hazret-i Peygamber de irtihal-i dar-i baka edince, semay-ı imanımızı aydınlatan o yıldızlar oldu. Onlara iktida etmekle imanımıza saldıran fırtınalardan, itikadımızı sarsacak şüphe kasırgalarından kurtulacaktık. İşte, o kahramanlardan biri de, Fatih Sultan Mehmet'dir. Cenâb-ı Hak Kur'an-ı Kerîm'inde şöyle buyuruyor: "Bizim uğrumuzda mücahede edenlere, elbette biz, yollarımızı gösteririz." Mü'minlere yardım etmek bizim üzerimize lazım olmuştur." Bu ilahi fermana bütün varlıkları ile iman edenler, Allah'ın yardımından kat'iyen ümitlerini kesmezler. Peygamberin: "Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda olup tekrar dirilmeyi, yine ölüp yine hayata dönmeyi, sonra tekrar ölüp tekrar dirilmeyi isterim ve o yolda şehit olup gitmeyi arzularım." Mealindeki mübarek sözlerini işittikçe, ölümü istihkar ederler. Çünkü ölümü istihkar etmeyen milletler hurriyete ve şanlı bir hayata kavuşamazlar. "Cennetin, mu'minlerin o ebedi meskeninin de, kılıçların gölgesi altında" olduğunu pek âlâ bilirler. Fethettikleri ülkelerde adaletten ayrilmamayi en büyük düstur ittihaz etmişlerdir. Zira Hazreti Peygamber, Müslümanların himayesi altına giren gayr-ı müslimler hakkında: "Bizim leh ve aleyhimizde câri olan hükümler onlar için de aynen câridir. Haksız olarak gayr-ı müslim tebaaya eziyet edenin, kıyamet günü hasmı benim." buyurmuştur. Sultan Fatih, asırların mislini vermekte bahil olduğu yüksek bir şahsiyettir. Allah onu her iki cihanda mükâfatsız bırakmamıştır. Dünyanın tek incisi olan o güzel İstanbul'u muhtelif milletler birçok defalar muhasara ettikleri halde, Allah onu Fatih'e ve Fatih'in kahraman askerine müyesser kılmış, bu zaferi Türk milletine saklamış ve ona hediye etmiştir. İstanbul bu sevimli kubbeler şehri, o muhteşem câmileriyle Allah'a şükredip, Lâhuta uzanan minareleriyle Türk milletinin göz bebeğidir. Şanlı Türk milleti, Allah'ın bahsettiği bu lutfunu, Fahri Kainat'ın haber verdiği bu müjdesini, ecdadın bu hediyesini ebedi bir armağan olarak saklayacaktır. Sultan Fatih, Allah'a olan sarsılmaz itimadıyla, asırların eşiğinde beklediği ve nice orduların me'yusen kapısından döndüğü İstanbul'u fethetmişti. Manevi kuvvetlere bağlandığı gibi, gayesine vâsıl olmak için maddi kuvvetler toplamaktan, bütün esbaba baş vurmaktan da hiç geri durmamıştır. 27 Mayıs Pazar günü, İstanbul'a girmeden iki gün evvel, askerlerine oruç tutmalarını, ruhlarında temizlik yaparak hazır bulunmalarını, beşeriyetin biricik önderi olan Fahr-i Kainat'ın Medhine lâyık olmalarini emretmisti. Orduda bulunan her nefer, bu şerefe nail olmak için, sabırsızlık gösteriyor, adeta çırpınıyordu. Ayyuka çıkan, âfakı inleten tekbir sadaları, düşmanın ye'sini arttırıyor, müslumanlardaki azim ve iradeyi kuvvetlendiriyordu. Ulema cihad ayetlerini okuyarak Allah'ın gazilere, şehitlere vadettiği mükafatı haber veriyorlar ve diyorlardı ki: " Seyyid'ül Alem olan Peygamberimizin, Medine-i Münevvereye hicretlerinde, hanelerine misafir oldukları Eba Eyyübül Ensari buracıktadır. O da bu memleketi fethetmek için sizin gibi düşmanla çarpışmış ve nihayet can vermişti." Her nefer bir hamaset timsali kesiliyordu, yere baş koyup secde edenlerin, el açıp yalvaranların adedi sayılamayacak kadar çoktu. Nihayet düşmanın bütün gayretleri sustu; asırlarca birçok ordulara kafa tutan Bizans surları çöktü. Polat iradeli kahraman Türk askeri önünde baş eğen o varlıklara basarak şehre dalmıştı. O anda Fatih'in kalbi binbir çeşit sürurla dolup taşıyor, atının üstünde, yıldırım gibi koşan askerini temaşa ediyordu. Bir taraftan etrafını saran " Allah cihadını mübarek kılsın evladım" diyen kahramanlarına; " Allah'a şükürler olsun, Allah şehitlerimize rahmet etsin, mücahidine şeref ve saadetler ihsan buyursun." diye cevap veriyordu. Fatih böylece etrafında yükselen " Maşallah, padişahımız çok yaşa !" Âvâzeleriyle şehrin ortasına varmıştı. Birdenbire durdu, etrafında olanlara kısaca bir hitabede bulunarak dedi ki:" Ey kahraman mücahitler Allah'a hamd-ü senalar olsun. İşte bundan böyle sizler Konstantiniyye Fatihlerisiniz. Hz Peygamber'in " Konstantiniyye elbette fetholunacaktır. Onun fethinde muvaffak olan hükümdar ne güzel hükümdar ve o asker ne güzel askerdir." Buyurduğu şerefli askerler sizler oldunuz ; gazanız mübarek olsun. Zinhar çocukları, din adamlarını, sizinle harp etmeyen kimseleri öldürmeyin, kadınlara dokunmayın. Peygamber'in size layık gördüğü şerefin ehli olasınız. " Sonra atından inerek kıbleye döndü; yüzünü topraklara sürdü; kendine bu lütfü ihsan eden Allah'a şükran secdesine vardı. Secdeye vardığı yerden başını kaldırarak tekrar atına bindi, yoluna devam etti. Şehir halkı korkusundan kaçacak delik arıyor, sema tepelerine yıkılmış gibi , her taraftan feryatlar kopuyor, ortalığa hazin manzaralar arz ediyordu; herkes korkmuştu. Çünkü Türkleri, onlara, yırtıcı vahşi hayvanlar gibi katı kalplere rahmet okutacak bir tıynette yaratılmış insanlar, diye tanıtmışlardı. Kılıçlarının önüne gelen her canlı mahluk havaya uçurulacak, katliam edilecek, bütün insanlarıyla birlikte koca şehir mahvolup gidecek zannediyorlardı. Nasıl korkmasınlar, Fatih'ten iki buçuk asır evvel sâlip orduları memleketlerine girdikleri zaman, yaptıkları mezâlim, döktükleri kan, yaktıkları hânümân, yıllarca sene söylenmiş, hülyası bile tüyleri ürpertmişti. Hristiyanlığın hamileri kendi dindaslarina böyle yaparlarsa, Türkler ne yapmazlardı?... Fakat Fatih'in fermanı bütün bu zanların hilafinda oldu; şehrin her tarafına haberciler saldı: "Herkes işine baksın, malından, canından, ırzından emin olsun, huzursuzluğa meydan verilmeyecek" diye nidalar olundu. Halkın beklemediği bir şey olmuştu. Bidayette herkes şaşırdı, inanmayacak oldular, fakat günler geçiyor, kimsenin dinine, hürriyetine karışan yok; adalet güneşi sinelere o tatlı hararetini bahşetmis, huzur içinde yasatıyor. Her gün yüzlerce insan bu adaleti emreden dini kabul ediyor, hiçbir kimse herhangi bir tazyik görmeden Müslüman oluyordu. İşte Fatih, memleketle birlikte, kalpleri de fethediyor, yaşından umulmayan olgunluklar ızhar ediyordu. Çünkü o, "Dinde zorlamak ve ikrah yoktur, hak ile batıl ayrılmıştır." diyen kuranı kerime bütün ihlasıyla bağlanmıştı, sonra o memlekete gelip geçici değildi. O, orayı ahfadına ebedi bir armağan olarak bırakmak istiyordu.Peygamber'in Hiçbir zaman, maddi kuvvete dayanan hakimiyetin, uzun zamanlar, insanlar üzerinde yaşamayacağını sürekli saltanatların ancak adaletle devam edebileceğini çok iyi biliyordu.Peygamber'in Dünya tarihine başka bir veche veren Fatih, bu fani kürenin üstünde geçirdiği elli bir yıllık ömrü azizinin 3 1 senesini, bu mülkü millete ve bu dinü devlete hizmette harcamıştır. Bütün dünya Müslümanları ve bilhassa Türk milleti onun namını tâzimle anar ve aziz ruhuna fatihalar bağışlar. Mübarek kabri nurla dolsun, mukaddes ruhu şad olsun.
29.05.2021
Ali H Osmanoğlu
Yorum Yazın