ANAP, 12 eylül 1980 darbesinin ardından kurulmuş ve tahminlerin aksine halkın çoğunluğunun oylarını alarak tek başına iktidar olmuştu. Başarılı geçmiş ilk iktidar dönemlerinden sonra, halkın isteklerine ve ihtiyaçlarına cevap veremeyince de yavaş yavaş erimeye başlamıştı. 1990 yılı başlarında kaleme aldığım, ANAP’ın hatalarını konu alan yazımı, belki birilerine ibret olabilir düşüncesiyle yayınlamayı uygun buldum. İnsan haklarının kutsallığından bahsedildiği, demokrasinin var olduğunun ifade edildiği, kız çocuklarının okutulması gerektiği hususunda nutuklar atıldığı bir zamanda, bacılarımızın sırf başörtülü olmalarından dolayı üniversite kapılarından geri çevrilmesine seyirci kalınması.. 1987 yılında Gemlik lisesinde bir olay cereyan ediyor. Lise öğretmeni B.G. bir kız öğrencinin çantasını arayarak, Arşimet’i andıracak şekilde buldum, buldum işte diye bağırarak bir başörtüsü çıkarıp, büyük bir zafer kazanmış komutan edasıyla bağırır ve başörtüsünü kız öğrencinin suratına fırlatır. Halbuki kız öğrenci okul kapısına kadar başörtüsü ile gelmekte, okula başı açık olarak girmektedir. Bu durum karşısında; Gemlik halkı galeyana gelir, yapılan inceleme neticesine göre, bu öğretmen Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Algan tarafından başka yere atanır. ANAP’lı milletvekillerinin devreye girmesi ile, Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Algan görevden alınır ve yerine bu öğretmen B.G.Milli Eğitim Müdürü yaptırılır. Dürüst ve çalışkanlığı ile halkın da desteğini alan Hüseyin Algan da Bursa’ya öğretmen olarak atanır. Hüseyin Algan’ın İdare Mahkemesi kararı ile tekrar görevi başına dönmesine rağmen, ANAP’lı Milletvekilleri olayın peşini bırakmazlar ve B.G.’nin yeniden Milli Eğitim Müdürü olmasını temin ederler. Türk düşmanlığı yaptığı sabit görülerek Türk vatandaşlığından çıkarılan Papaz Yakovas’ın Türkiye’ye özel izinle gelmesi sağlanarak, kendisiyle yapılan görüşmeler neticesinde; 1934 yılında çıkan yangından sonra hiçbir hükümet tarafından açılışına ve tamirine müsaade edilmeyen Fener Rum Patrikhanesinin, sırf Yunanistan’a şirin görünmek uğruna açılmasına müsaade edilmesi. Bu Patrikhane, kurtuluş savaşı yıllarında ülkemiz aleyhine çalışan merkez görevini ifa etmiştir. Kendisini “Konstantinopol ekümenik Patriği”olarak gören ve böyle anılmak isteyen Fener Rum Patriği Dimitrios’un Temmuz 1990 ‘da ABD’yi bir devlet başkanı hüviyeti ile ziyareti ve ABD heyetlerince bu yönde kabul görerek karşılanmasına seyirci kalınması. (Bu günlerde de aynı mahiyette davranışlar görülmektedir.) Kıbrıs Politikasında tavizkar tutum ve davranışlar sergilemek. ABD ve Avrupa ülkelerine hoş görünebilmek uğruna, şehit kanları ile sulanmış, Türkiye için çok önemli bir konum ve stratejik özelliğe sahip Kıbrıs’ın gözden çıkarılması intibaının uyanmasına vesile olunması. Ülke çıkarlarına uygun olmadığı aşikar olan özelleştirme programlarını uygulamaya koymak. Hayali ihracat yapılmasına göz yumulması neticesinde; belli bir azınlığın haksız kazançlar elde etmesine vesile olunması. AET’ye (o yıllarda AB’ye, AET deniyordu) üye olabilmek uğruna, ülke menfaatlerine uygunluğu tartışılabilecek girişimlerde bulunmak Ermenistan Azeri çatışmalarında; Azeri soydaşlarımızın yanında yer alınmadığı gibi, Merhum Özal’ın ABD ziyareti esnasında; Azeri Türklerinden, “onlar şii Müslüman, biz ise Sünni Müslüman’ız” diye söz etmesi. 28 Şubat sürecinde ülkeyi vesayetçilerin emir ve talimatları doğrultusunda yönetmesi ve halkın istek ve arzularını dikkate almaması. ANAP’ın yok olmasında amil olan faktörlere benzer davranışlar, bugün de AKParti iktidarını yıpratmaya başlamıştır. ANAP nasıl dışarıdan değil de, kendi içinden yok edilmeye sürüklenmişse, bugün de AKParti aynı akıbetle karşı karşıya gelmiştir. AK Parti milletvekilleri ve teşkilatları kendi ikballeri peşine düşmeye ve ülke menfaatleri ve halkın isteklerini göz ardı etmeye başlamışlardır. AKParti Cumhuriyet tarihinin en önemli projelerine imza atmış ve ülkenin geleceğini teminat altına alıcı uygulamaları gerçekleştirmiş olsa da, kendi içinden hem de yetkili konumlarda bulunan üyelerinin yanlış ve halka ters gelen uygulamaları yüzünden, ANAP’ın başına gelenlerin, AKParti’nin de başına gelmesi her an ihtimal dahilindedir. AKParti’nin iktidardan uzaklaşması demek, ülkemizin her alandaki kazanımlarından geriye dönüş yapması demektir. Bunu hiç mi hiç aklımızdan çıkarmayalım ve buna göre gerek parti teşkilatları, gerekse vatandaşlar olarak, AKParti’nin, ANAP’ın akıbetine uğramaması için elimizden geldiği çabayı sarf etmeliyiz.
Yorum yazarak
topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Ordu hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorum Yazın